Yedi Tepeli İstanbul…Defalarca tecavüze uğramasına rağmen hala güzel kalan bir kadın gibi bizim şehrimiz

0
261

YEDİ TEPELİ İSTANBUL

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü’yada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

Hepimizin bildiği bu meşhur şiir İstanbul’u anlatan en güzel şiirdir. Yahya Kemal’in Ankara’da yaşadığı dönem için kendisine sorulduğunda Ankara’nın nesi güzel dendiğinde İstanbul’a dönüşü diyerek İstanbul’u ne kadar sevdiğini veciz sözlerle ifade etmiştir. Tepeler üstüne kurulu İstanbul’un en yüksek tepesi Çamlıca tepesidir milli park gibidir. Ancak İstanbul’un tepeleri bugün sur içi dediğimiz bölge içinde kalmaktadır. İstanbul’da belirgin ve hakim yedi tepe vardır, Doğu Roma’nın başkenti Konstantinopolis’ inde Roma İmparatorluğu’nun başkenti, Roma şehri gibi yedi tepenin üstünde kurulması bu anlatımın ve tanımın çok güzel bir ifadesidir. Yedi tepeli iki başkent birisi Batı Roma’nın, diğeri ise Doğu Roma’nındır. Roma İmparatoru Konstantin, o dönemde gökyüzünde güneş, ay ve 5 gezegenin olduğu gerçeğinden hareketle kenti, 7 tepe üzerine kurdu. Roma gibi Bizans İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu da 7 tepeli kentin sınırlarını korudu ve üzerine görkemli yapılarını dikti.

Peki İstanbul’un yedi tepesi nerelerdir? Şehir, modern mimariden etkilenmeden önce bariz bir şekilde belli olan bu 7 tepe, gerçek İstanbul olarak adlandırılan sur içinde yer almaktadır: Semt adları veya üzerinde ki eserlerle anılan yedi tepenin isimlerine ve tarihi yapılarına bakacak olursak.

İstanbul’un 1.tepesi, Sarayburnu ve civarıdır. Megaralı Kral Byzas’ın şehri ilk kurduğu yer olan bu tepe; 3 taraftan denizle çevrili olması ve kara tarafının deniz seviyesinden yüksekte olması nedeniyle hakim bir konumda olması sebebiyle ilk yerleşim yeri olarak tercih edilmiştir. Fatih Sultan Mehmet Han , imparatorluğun sarayı için Tarihi Yarımada’nın bu değerli ucunu tercih etmiştir.
Sarayburnu tepesi ya da Topkapı tepesi olarak da anılan bu tepe, denizden yaklaşık 30 metre yüksektedir. Topkapı Sarayı ile birlikte; Ayasofya Müzesi, Sultanahmet Cami, İbrahim Paşa Sarayı, Milyon Taşı ve Alman Çeşmesi de bu ilk tepede yer almaktadır.

İstanbul’un 2.tepesi, Çemberlitaş meydanının olduğu bölgedir. Deniz seviyesinden 40 metre civarında daha yüksektir. En belirgin eserler; Çemberlitaş, Nuruosmaniye Cami ve Çorlulu Ali Paşa Medresesi, Kapalı çarşı, bazen Mısır Çarşısı’nı da bu sınıfta sayılmaktadır.

İstanbul 3.tepesi, Süleymaniye tepesidir. Belki de en belirgin tepe olan bu bölge, özellikle vapur ile seyahat ederken çok dikkat çekmektedir. Deniz seviyesinden 50 metre kadar yükselen bu tepe, Süleymaniye Külliyesi ile daha da ihtişamlı gözükmektedir. Burada ayrıca Beyazıt Camii ve İstanbul Üniversitesi de yer almaktadır.

İstanbul’un 4.tepesi, Fatih Külliyesinin olduğu tepedir.İstanbulu fetheden Fatih Sultan Mehmet Han tarafından en çok önemsenmiş tepenin burası olduğu kesindir. Öyle ki yerine Fatih Camisinin yaptırıldığı bu tepede Roma’nın Havariyyun Kilisesi de (Hz İsa’nın 12 havarisine adanan kilise) burada yer almaktaymış.

İstanbul’un 5.tepesi, Yavuz Sultan Selim Tepesi. Çarşamba semtinde bulunan ve dik bir yamaçtan Haliç’e bakan bu tepede Yavuz Sultan Selim Cami yer almaktadır. Haliç’ten 50 m yükseğe uzanan bu tepede ayrıca Kariye Cami ve Fener Rum Patrikhanesi yer almaktadır.

İstanbul’un 6.tepesi, Edirnekapı, Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’ın ismi ile anılmaktadır. Zamanında Tekfur Sarayı da burada yer almaktaydı. Sıfır noktasından 70 m daha yüksek olan bu noktada, kara surlarının en hakim gözetleme yerleri bulunmaktaydı.

İstanbul’un 7. ve son tepesi ise Kocamustafapaşa semtidir. Su hizasından 60 m yükselen bu semtte Osmanlı’dan kalma Haseki Külliyesi bulunmaktadır. Roma döneminde ise Arkadius Forumu ve sütunu yer almaktaydı.

İstanbul’da tarihi sur dışında kalan tepelerde mevcuttur,bunların birkaç tanesini daha anımsarsak: Yazının başında belirttiğim muhteşem İstanbul manzaralı Çamlıca Tepesi, Müslümanlar için manevi değeri olan Yuşa Tepesi ve ilk yerleşim yerleri arasında yer alan tarihi Fikirtepe’ dir.Bununla birlikte şehir büyüdükçe tepe sayıları artmış,bunlara Esentepe, Çeliktepe, Şirintepe, Seyrantepe,Nurtepe gibi semtler eklenmiştir.
Kendi içinde plansız oluşan yerleşim alanları ve plansız büyüme ile İstanbul tarihi özelliğini ve doğal güzelliklerini kaybetmektedir. İstanbul’la ilgili planlama yapanlar her sıkıştıklarında başlangıçta çok da beğenmedikleri planı parça parça uygulamaya koymuşlardır. Rahmetli Adnan Menderes Dönemi’nde İstanbul’da gerçekleştirilen yıkımlarla ilgili bir de dava var biliyor musunuz? Yassıada duruşmalarında Menderes ve ekibinin suçlandığı ana konulardan biri “istimlak davası”. Bir master plan olmadan gelişigüzel yıkımlar yapmakla suçlanıyor Adnan Menderes.

 

İstanbul 20 milyonluk bir kent, yani neredeyse bir ülke nüfus. Ayrıca kentin kayıtlı ve de ne yazık ki kayıt dışı iskan alanları var. Kayıt dışı alan kaçak yapılaşma ile oluşmuş alanlar. Bunlarla ilgili belediyenin oldukça iyi çalışmaları var son 10 yıldır yürütülen,yeni düzenlemeler, dönüşümler yapıldı yapılıyor. Daha da iyi olacaktır diye düşünüyorum ama İstanbullunun kim olduğunun, nasıl bir kentli olduğunun ve daha önemlisi nasıl bir kentli olmak istediğinin öncelikle bir sosyal araştırmayla ortaya konması lazım. Belediye bir taraftan düzenlemeler yaparken,diğer taraftan İstanbul’un en güzel yerlerinde ki arazilere gökdelenlerin dikilmesine,şehrin güzelliğinin yok edilmesine izin veriyor.Hepimizin arzusu, herkes ayağı yere basan doğayla ilişkisi kopmamış bir yaşam istiyor.Böyle olunca İstanbul’un çeperlerinde her geçen gün artan biçimde banliyö yerleşmeleri kuruluyor. Ama bu yerleşmelerin kentsel donatıları yani iş, eğitim, sağlık donatıları orada yapılmadığı için bunlar İstanbul’un sırtına binmiş yeni kamburlar oluşturuyorlar. Mesela Kurtköy’de, Çekmeköy’de oturan insanlar İstanbul Üniversitesine gelmek zorunda kalmamalı aslında değil mi orda kalmalı o zaman belki yoğunlukla ilişkili sorunların bir kısmı çözülecek bu da olmuyor. O zaman belki de İstanbul’u kurtaracak şey İstanbul’u donduran tarihi kent çekirdeğini ve merkezi donduran onu ayıran, kesen, koparan yeni bir düzenleme olmalı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here