Üretmeden tüketen toplumlar

0
298
Amerikalı ekonomist ve sosyolog Thorstein Veblen’in çalışması ekonomi ve toplum arasındaki ilişkiye ve farklı sosyal grupların belirli ürün ve hizmetleri tüketmesine odaklanır. Veblen’in kapitalist toplum ve bunun yarattığı tüketici davranış türleri hakkındaki görüşleri en ünlü çalışması olan Aylak Sınıfın Teorisi(Kurumların İktisadi İncelemesi)(1899) adlı kitabında ortaya konur. Görüşleri bazı kesimler tarafından eleştirilmesine rağmen Aylak Sınıfın Teorisi adlı kitabı kapitalist toplumlardaki tüketici harcamalarının ve daha genel tüketim modellerinin istenen ve de istenmeyen sosyal sonuçlarının ayrıntılı bir incelemesini sunarak ekonomistler ve soyologlar için önemli bir kaynak olmayı sürdürür.

 

Veblen geleneksel toplumdan modern topluma geçişi teknik bilgi ve endüstriyel üretim yöntemlerinin gelişmesinin tetiklediğini düşünür. Bugünün dünyasında kapitalist toplum iki sınıfa bölünür;sanayi sınıfı ve aylak sınıf. Sanayi sınıfı tüketim ürünleri üretir,aylak sınıf is endüstri sınıfının yarattığı kârdan çalar. Aylak sınıfın üyeleri kendi zenginlik,güç ve statülerini göstermek veya kendilerini zengin göstermek,etrafa şekil yapmak için lüks ürünler satın alırlar. Fazla imkâna sahip olmadan lüks ürünler satın almak demek ,borçlanmak demektir ,borçlanmakta geleceklerin ipotek altına alınması demektir. Aylak sınıfın lüks ürünler satın almasında ki temel saik,gösteriş amacıdır. İnsanlar büyük ölçüde sosyal takdir,statü ve güç mücadelesi amaçlı hareket ederler. 

Gösteriş amaçlı tüketim ,bir kişinin kendi ekonomik ve maddi zenginliğini toplumun diğer üyelerine sergilemek için aslında çokta ihtiyaç duyulmayan lüks ürünlerin satın alınması ve tüketilmesine işaret eder. Aylak sınıfın üyeleri zamanlarının büyük bir çoğunluğunu ne ekonomik ne de sosyal olarak üretken olan etkinliklere harcar. Çok basit anlamda aylaklık işin yokluğunu ima eder. Gereksiz israf,gösteriş amaçlı aylaklık ve tüketimin kaçınılmaz sonucudur. Gösteriş amaçlı israf,gösteriş amaçlı tüketim ve aylaklığın birleşiminden doğar. Bu iki etkinliğin açık sonucu,sosyal olarak değerli kaynakların (tüketim ürünlerinin ve hizmetlerin üretimi için gerekli hammadde ve insan emeğinin) ve zamanın boşa harcanmasıdır.

Yazımızın ana konusu Veblen’in  eserinden de yararlanarak üretmeden ,tüketen toplumların durumunu ortaya koymak. Üretmeden tüketen toplumlar deyince maalesef ülkemizde bu sınıfa girmiş oluyor. Tüketimin ekonomideki en önemli etkisi tüketim arttığı için bireysel tasarrufların azalmasıdır. Tüketim toplumu insanı gelecek otuz yılın gelirini şimdiden kredi mekanizması ile tüketiyor. Ev 20-30 yıl vadeli morgage ile alınıyor. Dayanıklı tüketim eşyası banka kredisi ile. Sistem krediye bağımlı hale dönüşüyor.Borçlu olan halk, borç anapara ve faizlerini ödemek için sürekli çalışmak zorunda kalıyor. Ekonomide gelir arttığı zaman insanların daha az çalışacağına ilişkin öngörü, tüketim toplumu aşamasında gerçekleşemiyor. Borcu ödemek için bireyler daha fazla çalışıyor. Tüketim toplumu aşamasında sadece ekonomide değil sosyal yapıda değişmeler meydana geliyor. Aile küçülüyor,boşanmalar artıyor,nüfus azalıyor,kadın erkeğe baskın çıkıyor,dini duygular zayıflıyor, sosyal değerler yok oluyor ve tabi ki maddiyat öne geçiyor. Üretim olmadan,tüketilince sonuçları ağır oluyor yalnız ekonomide değil sosyal hayatta da etkileri görülüyor.Gündelik yaşamı derinden sarsan değişikliklere şahit oluyoruz.Hızlı, özensiz ve çabuk tüketime dayalı yaşam içerisinde artık kimse okumuyor. Bir kitap veya makale bile baştan sona okunmuyor,atlayarak gözden geçiriliyor. Okunanın sadece özeti anlaşılmaya çalışılıyor. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunuyor. ‘Hap’ şeklinde verilen bilgiler makbul görülüyor,yargıya varmak için çaba sarfedilmiyor,önyargılar yeterli görülüyor. Hiçbirşey derinlemesine irdelenmiyor,artık kimse izlemiyor. Sadece bilgisayar ekranına veya televizyona bakılıyor. Tüketim toplumu haline gelince aileden başlayarak tasarruf oranları düşüyor .Bir ülkenin ekonomik değerleri arasında belki de en önemlilerinden  bir tanesi Gayri Safi Milli Hasıla içerisindeki tasarruf oranıdır,bu oran ne kadar yüksek olursa o kadar fazla yatırım olur ,o kadar fazla üretim olur. Veblen’in teorisinde bahsedilen aylak sınıfının yoğun olduğu ülkelerin tasarruf oranlarının yüksek olması pek olası değildir,ancak üreten,ürettiğini tasarrufa ayıran ülkelerin rakamsal verileri daha sağlam olur.

Türkiye’de 2017’de tasarruf  oranı 14,9’a gerileyecek. Tasarrufların milli gelire oranları 2018-2021 döneminde yüzde 14,6 düzeyinde gerçekleşecek.

IMF projeksiyonlarına göre Türkiye’de tasarrufların milli gelire oranı yıllar itibarıyla şöyle olacak:

Yıllar  

Tasarrufların milli gelire oranı (yüzde)

 

2016 15,42
2017 14,95
2018 14,64
2019 14,55
2020 14,59
2021 14,56

Bu durum ise aslında ekonomik dengeler açısından ciddi bir risk. Çünkü sürdürülebilir büyüme için Türkiye’nin tasarruf etmesi gerekiyor. Ama bu sorunun kısa vadede çözümü göründüğü kadar basit değil. Kamu otoritesi, birbiri ardına yaptığı düzenlemelerle düşen tasarruf oranını artırmaya çalışıyor. Bireysel emeklilikle ilgili yapılan son çalışma, buna iyi bir örnek ama yeterli değil. Türkiye’nin günü ve ayları kurtaran ekonomik planlar yerine gelecek 50,100 yılı hedefleyen planları uygulaması ve herşeyden önce üretmesi gerekiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here