Unutulan Aile-Kamondolar ve İstanbul

2
407

Kapakta paylaştığım resim ile modern şehirler arasında   bir bağlantı görünmesede aslında o kadar büyük bir bağlantı var ki, bir o kadar sevgi ve hüzünle biten bir ailenin hikayesinin de  bağlantısıdır. Merdiven Voyvoda Caddesi’yle Banker Sokağı’nı birleştiren bir noktada duruyor,1850’li yıllarda bölgenin en önemli banker ailelerinden biri olan Kamondo ailesinden Abraham Salomon Kamondo adına yaptırılmıştır. Kamondo merdivenleri, aslında bir dedenin torunlarına olan sevgisinden dolayı ortaya çıkmıştır.Dede Kamondo, Avusturya Lisesi’nde okuyan torunlarının yokuşu rahat çıkmaları için bu güzel sanatsal merdivenlerin yapılmasını sağlamıştır.  

Yalnız okula giden çocukların yaşantılarını kolaylaştırmakla kalmayan merdiven aynı zamanda o dönemde yaşayan levantenlerin, Galata’daki iş yerlerinden,Pera tarafında olan evlerine gitmelerini de kolaylaştırmıştır.Sultan Abdülaziz döneminde zorlu yüksek kaldırım yokuşunu çıkan insanları rahatlatmak için tünel açılsa da  Kamondo merdivenleri İstanbul için önemini hiç kaybetmemiştir.

İstanbul’un, modernleşmesinde çok önemli katkı sağlayan Kamondo ailesi İspanya’daki engizisyondan kaçarak önce Venedik’e, ardından İstanbul’a gelmiş, ve sonra Paris’e yerleşmiş son fertleri 2.Dünya Savaşı sırasında Nazi toplama kampları’nda yok edilmişlerdir. Doğu’nun Rothschild ailesi diye anılan ailenin önemli ferdi Abraham Salomon de Kamondo istanbul doğumludur,babası Ortaköy cemaati yöneticilerindendi. Kamondo ailesi Kırım Savaşı’nda Osmanlı’ya maddi destekler sağlamıştır.Ailenin fertlerinden olan Abraham Osmanlı’da mülk edinme hakkı verilen ilk yabancı uyruklu kişi olmuştur ve modernleşmenin kent içi yaşamdaki öncülerinden biri olmuştur. Modern bankacılığın kurucularından biri olmasının yanı sıra İstanbul’da ilk belediyenin kuruluşunda, kentsel altyapının modernleşmesinde, yeni ve modern eğitim kurumlarının oluşumunda rol almış, önemli şehircilik, mimarlık ve kültür yatırımlarına da öncülük etmiştir. İstanbul’un 19.yy’da Avrupa kentleri ile paylaştığı değerlerin ve kurumların oluşmasında ailenin ve Abraham–Aalomon de Kamondo’nun bir sosyal girişimci olarak büyük  payı vardır.

Ailenin finans sektöründe ki ağırlığı oldukça fazlaydı,öyle ki  1863 yılında kurulan Osmanlı Bankasına rakip olarak, Kamondolar diğer bazı Galata bankerleriyle birleşerek “Osmanlı İmparatorluğu Şirket-i Umumiyesi”ni kurdular. Avrupa’daki gelişmeleri yakından izleyen Abraham Salomon de Kamondo, İstanbul’daki Yahudi cemaatinin Osmanlının yönetim dili olan Türkçeyi ve ticaret dili olan Fransızcayı öğrenerek dışa açılabilmesi için, İbranicenin yanısıra, bu dillerin de okutulduğu bir okul açtı. Oysa o güne dek Yahudi okullarında sadece İbranice ve İspanyol dili okutuluyordu. Bu reform girişimi, Yahudi Sefarad cemaatinin tutucu kanadı tarafından büyük tepkiyle karşılandı ve “Franko’lar” olarak anılan bir grubun 1865 yılında Sefarad cemaatinden ayrılmasına ve Pera’da İtalyanların himayesi altına girmesine yol açtı. 1867’de Venedik’in İtalyan Birliği’ne dahil olmasıyla, Kamondolar da Avusturya uyruğundan ayrılarak İtalyan uyruğuna geçti.

[/vc_column_text]

Bütün bunlar olurken, Babıali’de giderek dış borçlanmaya ağırlık vermeye ve yurtiçindeki finans kurumlarını gözardı etmeye başlamıştı. Bankanın dışa açılması gerektiğini gören Kamondo kardeşler Paris’e yerleşmeye karar verdi, ama bankalarının merkezi Galata’da kaldı. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Kamondo ailesinin işleri daha da büyümüş, Avrupa içinde ve dışında pek çok şirkete sahip olmuşlardı. Ancak antisemitizm giderek Fransa’da da kendini hissettirmeye başlamıştı. Abraham Salomon’un torununun torunu Nissim Kamondo (1892-1917) ailenin ilk ferdi olarak Fransız uyruğuna geçti, pilot olarak  katıldığı  1. Dünya Savaşında hayatını kaybetti.

[/vc_column][/vc_row]

Html code here! Replace this with any non empty text and that's it.

Nissim’in kızkardeşi Beatrice, kocası ve çocuklarıyla birlikte Nazi kamplarında öldü. Anneleri Irène Cohen ise, kocası Moise Kamondo’dan boşandıktan sonra Katolik oldu ve ancak bu sayede soykırımdan kurtulabildi. Irène, savaş sonrasında Kamondo ailesinin hayatta kalan tek ferdi olarak tüm aile varlığının varisi oldu ve bu köklü aile onunla son buldu. Abraham Salomon Kamondo, Paris’e yerleşmesinden kısa süre sonra 1873 yılında 93 yaşında öldü. Naaşı İstanbul’a getirildi ve saray bandosu eşliğinde görkemli bir törenle Hasköy’deki Yahudi Mezarlığında inşa ettirdiği anıtmezarda toprağa verildi.

İş hayatındaki başarıları kadar, hayırseverlikleriyle de halkın saygı ve sevgisini kazanan Kamondo ailesi, yaptırdığı sayısız mimari eserlerle İstanbul’da, Osmanlı topraklarında ve Fransa’da kalıcı izler bırakmıştır. Ne var ki, yaptırdıkları sinagog, okul, hastane, banka ve evlerin çoğu bugün eski amaçlarına uygun olarak kullanılmamaktadır ve pek azı, Galata’daki Kamondo Merdivenleri veya Paris’teki sonradan müzeye dönüştürülen eski aile malikanesi “Musée Nissim de Camondo” kadar bakımlı durumdadır. Aynı zamanda dönemin belli başlı sanatseverleri arasında yer alan Kamondoların bağışladığı birbirinden değerli koleksiyonlar, günümüzde Paris’in başlıca müzelerini süslemektedir.

Şehircilik yaşamında kişilerin ve ailelerinde etkileri çok fazladır ve bu sebeple şehircilik hayatı düzenlenirken o şehirde yaşayanların yaratacağı etkilerde çok önemlidir. Avrupa tarihine bakılırsa belli başlı önemli şehirlerde,o şehirlerin kültür ve sanat hayatına etki eden aileler olduğu görülür.Yazımın başında sizlerle paylaştığım iki resim daha doğrusu sanat eserleri, kişilerin ve ailelerin o şehrin sanatı için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu durum dünya kentlerinin hepsinde böyledir.

Üstüne basarak belirtmek gerekir ki şehircilik bütünsel bir eylemdir.sürdürülebilir olması gerekir.Nesillerin geleceğine odaklı olmalıdır.İnsanlar doğduğu yerde kısmetini ve ekmeğini arayabilmeli ve bulmalıdır.Eğitim için başka kentlere gitsede doğduğu yere tekrar gelebilmelidir. Bunun adı sürdürülebilir kentleşmedir. Aslında kentlerin kaynakları,imkanları kısıtlıdır plansız büyüme bu kısıtlı kaynakları yok etmemize neden olmaktadır. İdeal kent tanımını ortaya atarken kentleri optimize etmek durumundayız.Bu tanımın yanına eko kentleşme ve bütünselliği eklediğimizde yani ulaşımı da eklediğimizde ideal kent kavramını ortaya çıkartmış oluruz. Belki de bütün mesele bir kentin tarihi dokusuna sahip çıkarak,yerel zenginliklerini ortaya çıkartarak,imkanları optimize etmektir.

Yazının başında örnek verdiğim bir merdiven toplumun sadece ufak bir yokuşu çıkmak için yapmış olduğu bir eylemdir. Bazen kentlere bu denli ufak dokunuşlar daha yaşanacak kentler yapmamızı sağlayacaktır.

 

2 YORUMLAR

  1. 2. paragrafta ‘Paris’e yerleşmiş son fertleri 1.Dünya Savaşı sırasında Nazi toplama kampları’nda yok edilmişlerdir.’ cumlesinde 1. degil 2. Dunya Savasi olmalidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here