PISA TESTİ VE PİZZA

0
573
ILLUSTRATION - Schüler der neunten Klasse malen am Mittwoch (23.06.2010) in einem Gymnasium in Straubing (Niederbayern) das Wort "PISA" auf eine Tafel. Beim neuen innerdeutschen Schul-Leistungsvergleich sind Bayern und Baden-Württemberg nach Informationen der Deutschen Presse-Agentur die klaren Sieger. Aber auch Sachsen und Rheinland- Pfalz sowie Hessen konnten sich in der Spitzengruppe platzieren. Schlusslicht ist in fast allen Disziplinen Bremen. Der Test löst den bisherigen PISA-Bundesländer-Vergleich ab. Foto: Armin Weigel dpa/lby | Verwendung weltweit

PISA TESTİ

PISA (Program for International Student Assessment – Uluslararası Öğrenci Başarısını Belirleme Programı) OECD ülkelerindeki 15 yaş grubu öğrencilerin zorunlu eğitim sonunda, günümüz bilgi toplumunda karşılaşabilecekleri durumlar karşısında ne ölçüde hazırlıklı yetiştirildiklerini belirlemek amacıyla geliştirilmiş bir programdır.PISA ile ölçülmeye çalışılan nitelik, öğrencilerin okulda müfredat kapsamında ele alınan konuları ne dereceye kadar öğrendikleri değil, gerçek hayatta karşılaşabilecekleri durumlarda sahip oldukları bilgi ve becerileri kullanabilme yeteneği, analiz edebilme, akıl yürütme ve okulda öğrenilen fen ve matematik kavramlarını kullanarak etkin bir iletişim kurma becerisine sahip olup olmadıklarıdır .PISA tarafından sağlanan karşılaştırılabilir bilgi, 15 yaş grubu öğrencileri hayata hazırlama durumuyla ilgili geniş kapsamlı bir değerlendirme olanağı vermektedir.PISA çalışması şimdiye kadar üçer yıllık, üç dönem halinde ve matematik, fen bilimleri, okuma becerileri olmak üzere üç alanda planlanmıştır.

Üçer yıllık dönemler halinde uygulanan PISA çalışmasında, her bir dönemde bir konu alanına ağırlık verilmektedir. PISA çalışmasının ilki 2000 yılında uygulanmış, bu uygulamada okuma becerilerine ağırlık verilmiştir. 2003 yılında yapılan ikinci uygulamada Matematik okuryazarlığı alanına, 2006 yılında yapılan uygulamada da Fen Bilimleri alanına ağırlık verilmiştir. PISA’da 2009’dan itibaren yeniden okuma becerileri alanına ağırlık verilmiştir. PISA uluslararası düzeyde yapılmış bugüne kadarki en kapsamlı eğitim araştırmasıdır.

PİZZA

Günümüzde hemen herkesin ya özellikle gidip yediği ya da yemek yapmaya zamanı olmadığı için en yakın restorandan sipariş ettiği pizzanın oldukça ilginç bir tarihi var. Pizza, Latincede ezmek ve öğütmek anlamına gelen “pinsere” fiili ile ilgili. Sadece isim olarak değil, bizdeki pide gibi pizzanın da doğuşu  Mısır, Yunan ve Roma uygarlıklarında arpa ve suyla elde edilen “maza”ya dayanıyor. Tabi, pizzanın keşfine ilişkin olan hikaye hepsinden daha ilginç.

Pizza, aslında mozzarella peyniri ve domatesin muhteşem birlikteliğiyle yoksul İtalyan halkının vazgeçilmez lezzeti olarak yüz yıllarca tüketilmiş. Dünya çapında bir üne kavuşmasının hikayesi ise, 1889 yılında Kraliçe Margherita’nın mozzarella peyniri, domates ve fesleğen ile süslenmiş pizzayı tatması ile başlar. Bu tarihe kadar yoksul halk tarafından tüketilen pizza,Kraliçenin kendisine sunulan pizzayı beğenip, aşçı Esposito’ya bir teşekkür mektubu göndermesi ile zengin halkın da sofrasına girmeye başlar.İlgili mektup, hala bugünkü adı “Pizzeria Brandi” olan pizza dükkânının camında sergilenmektedir.

Yukarıdaki bölümde en az pizza kadar değer vermemiz gereken ve dikkate almamız gereken  Pısa Testini’ni ve Pizza’yı anlatmaya çalıştım. Pizza iyidir, güzeldir, hatta şişmanlatır. Yiyelim, tüketelim sorun yok ama şu herkesin İtalya’da kule zannettiği PISA testini de artık dikkate alalım. Ülkemizde yaşayan  vatandaşlarımıza sorsak ,  pizza yapmayı biliyormusunuz diye kanaatimce hayır diyen kişi sayısı,  PISA testini bilmeyenlerden  az çıkar. Bildiğimiz PISA ne diye sorsak; ‘’PISA’ mı ? Aaaa Biliyorum ben orayı  İtalya’da eğik bir kule var oranın adı değimliydi o (!)’’ diyenlerde olur. Konuya bu kadar uzağız.

Küreselleşen dünyamızda, eğitim alanında yapılan ulusal değerlendirme çalışmalarının yanı sıra, uluslararası düzeyde konumumuzu belirlemek amacıyla eğitim göstergelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle belirli referans noktalarına göre ülkemizin eğitim alanında hangi düzeyde olduğunun, giderilmesi gereken eksikliklerin ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesidir. Bu amaçla ülkemiz bu araştırmaya katılmaktadır.Çok geriye gitmeden  2012  sonuçlarını ele aldığımızda;  Türkiye değerlendirmede genel ortalama 448 puan elde ederek 65 ülke arasında 44’üncü sırada kaldı. PISA 2015’in sonuçlarına göre Türkiye’nin 2003’ten beri yükselen puanları düşerek  12 yıl önceki sonuçların bile altına geriledi… En fazla düşüş Türkiye’nin en iyi olduğu okuma becerilerinde yaşandı. Okuyamıyoruz (!) Türkiye,  70 ülke içinde fende 51’inci, matematikte 48’inci, okumada 49’uncu sırada yer aldı. Genel sıralamada ise 50. oldu.

Günümüzde dünya ekonomik krizin çözümünü eğitimde arıyor. Türkiye’de eğitimin, ekonomiyle ilişkisi çok geç algılandı. Türkiye’deki eğitim sistemini TUSİAD, MUSİAD gibi kurumlar “Eğitim ne olacak” diye sorgulamaya başladı. Eğitim bugün çok önemli bir sektör. Almanya, ekonomideki durağanlığı nasıl harekete geçirebiliri mi, eğitimde arıyor. Türkiye olarak bizde ekonomik durgunluğu, ekonomik gelişmeyi eğitimde aramalıyız. Sorunun en temel parametresi Eğitimci(Öğretmen) yetiştirebilmektir. Dünyanın en iyi binalarını da yapsak, altın kaplamalı binalar da inşa etsek, bunun hiçbir önemi yok. Önemli olan öğrenciye el veren, ona dokunan öğretmendir. Her şey öğretmendir. Öğretmeniniz mükemmelse eğitiminiz bir o kadar iyidir. Öğretmen bu işin her şeyidir. O zaman Türkiye’de her şeyden önce biz iyi öğretmenler yetiştirmeliyiz, öğretmen yetiştiren kurumlarımızı mutlaka günün yaşam ve koşullarına uygun hale getirmeliyiz. Öğretmenlerimizi artık yüksek lisans mezunu olarak hayata geçirmeliyiz. Eğitim fakültelerinde, yeniden çağın gereksinimlerine uygun öğretmen anlayışının getirilmesi lazım. Aslında bu yetmez,uluslararası alanda da öğretmen yetiştirmeliyiz. Bu yetiştirdiğimiz öğretmenleri ihraç etmeliyiz. Bu konuda Amerika’dan örnek verecek olursak; Amerika, öğretmen adaylarını yurt dışında tecrübelendiriyor. Öğretmenler görev yapmaya 1 sene Afrika ülkelerine gönderiliyor. Bizde de 300 bin öğretmen iş bekliyor. Atama bekliyor. ‘Ben öğretmenim,ben öğretmen oldum,beni tayin et’ diyor. Bu kadar genç öğretmene, daha kaliteli eğitim vererek, bütün dünyada öğretmenlik yapmalarını sağlamalıyız. Türkiye’de bugün öğretmenlerin geneli sadece iş beklentisi içindeler.

Yazıma PISA testlerinde 2012 yılına kadar sürekli en üstte yer almayı başarmış Finlandiya ülkesinin eğitim modeli ve Türkiye’nin eğitim modelinin analizini yaparak devam ediyorum.Finlandiya’daki eğitim sistemini incelediğimizde, bu başarının birçok nedenin olduğunu görüyoruz.Finlandiya’daki okulların müfredatı “yaparak öğrenme” prensibiyle eğitim ve öğretim veriyor. Ülkedeki zorunlu eğitim süresi, ekonomik koşullar, uygulanan öğrenci aktiviteleri, sınıf düzeni ve en önemlisi öğretmenlerin sahip olduğu nitelikler, Finlandiya’yı dünyanın en başarılı ve donanımlı öğrencilerini yetiştiren ülke konumuna ulaştırıyor. Eğitimde kazandıkları bu başarı, Finlandiya’nın kültürel başarısı olarak da gösterilebilir. Çünkü Finlandiya, başarısının sırrını “kaliteli öğretmenler yetiştirmeye” bağlıyor.Ülkede öğretmenlik çok prestijli ve kutsal bir meslektir, üstelik öğretmen olmak hiç de kolay değil. Ayrıca öğretmenlere sunulan yaşam standartları ve olanaklar onlara verilen değerin en açık göstergesi. Finlandiya’daki okulların bir başka önemli yönü, özellikle ilkokulun ilk yıllarında çocukların sağlık ve mutluluklarının sistematik olarak takip edilmesi. Birçok ülkede standart test baskısı üst düzeyde olmasına rağmen, Finlandiya’daki okullar çocukların rekabet, başarısızlık ya da performans konusunda endişelenmelerine gerek olmayan yerler. Finlandiya eğitim sisteminin “dünyanın belli başlı ülkeleri hariç başka hiç bir yere transfer edilemeyeceğini” çok açık bir şekilde belirtmek gerekiyor.

Finlandiya eğitim sisteminin başarısını destekleyen birçok yönü var ve bunlar Finlandiya’nın çok derin kökleri olan, yerleşmiş kültürüne ve değerlerine bağlıdır. Örneğin, kişi ve kurumlara yüksek düzeyde güven, toplum ve yaşamda eşitlik, adalet arayışı, toplum yararı için vergi ödemeye istekli olma, Finlandiya’nın başka hiçbir ülkede ya da yerde olmayan özelliklerinden bazıları.

Finlandiya ve Türkiye’de ki eğitim sistemlerinde  en önemli farklardan bazılarını maddeler halinde vermek gerekirse;

++Ülkemizde zorunlu eğitim yaşı  7’den 6, hatta 5 yaşına kadar düşmüş durumdadır.

++Finlandiya’da ise zorunlu eğitim yaşı 7’dir ve değişmez.

++Türkiye’de çocuklar okul ulaşımlarını aileleri veya okul servisleriyle yapmaktadırlar.

–Finlandiya’da ise çocuklar 1.sınıf itibarıyla okullarına yürüyerek veya bisiklet ile ulaşım sağlarlar. Aileler, özel durumlar haricinde çocuklarını okula götürmezler.

++Türkiye eğitim sistemi müfredat ve ders kitapları üzerine kuruludur.

–Finlandiya okullarında ise oldukça basit ve hiç değişmeyen bir müfredat kullanılır. Öğretmenler her yılın okutulacak kitabını kendileri seçerler, yine de ders kitapları odaklı bir eğitim sistemi uygulamazlar ve daha etkileşimli ders saatleri geçirirler.

++Türkiye’de yazılılardan alınan yüksek not “başarı” olarak görülür.

–Finli öğrencilere ise okulun ilk 6 yılı not verilmez. Öğrenciler 16 yaşına geldiklerinde ülke genelinde yapılan bir sınava girerler.

++Türkiye eğitim sisteminde öğrencilere yalnızca ders sorumluluğu verilir.

–Finlandiya eğitim sisteminde öğrenciler okulun tüm işlerini nöbetleşe olarak birlikte yaparlar. Bu yüzden, fin okullarında hizmetli yoktur, öğrenciler okul işlerini yaparak sorumluluk bilinçlerini geliştirirler.

++Türk okullarında öğrenciler tahta sıralara otururlar.

–Finladiya okullarında ise sınıflar öğrencilerin rahat edebileceği şekillerde tasarlanır. Sınıflar ‘yaparak, yaşayarak öğrenme’ modeline uygun olarak hazırlanır ve okul binaları çocuklara kendilerini evlerinde hissetmelerini sağlayacak şekile dizayn edilir.

++ Türkiye’de özel okullarda ders saati 8, devlet okullarında ise 6. Bunlara ek olarak, etüt ve özel derslerle günde 13-14 saatlik yoğun bir eğitim süreci söz konusu.

–Finlandiya’da ise günlük ortalama ders saati 4.

++Türk öğretmenler müfredat yoğunluğu nedeniyle kendilerini geliştirmeye zaman bulamazlar.

–Finli öğretmenler ise haftada en az 2 saat hizmet içi eğitime katılmak zorundadırlar.

++Türkiye’de öğretmenlik mesleği gerektiği kadar saygı görmez.

–Finlandiya’da öğretmenlik mesleği toplumun en gözde mesleklerinden bir tanesidir. Öğretmenler yüksek lisans derecesi olanlar arasından seçilir. Lise mezunları arasından öğretmenlik için müracaat edenlerin ancak %10’u öğretmen yetiştirme programına kabul edilir.

++Ülkemizde öğretmen olabilmek için çoktan seçmeli bir sınavdan geçer not almak yeterlidir.

–Finlandiya’da öğretmen olabilmek için 3 aşamalı bir testten geçilmesi gerekir. Test, mülakat ve ders anlatma gibi aşamaları da kapsar.

++Türkiye’de yoğun ödev veren öğretmenler daha çok takdir edilir.

–Finlandiya’da ise öğrencilere ödev verilmez. Öğrenmenin yeri okul olarak görülür. Evde geçirilen aile-çocuk zamanlarının kaliteli olmasının, ödev yapmaktan çok daha yararlı olacağı düşünülür.

++Türkiye’de öğrencilerin sıralarında ders boyu sessizce oturması öğretmen ve okul idaresi tarafından iyi karşılanır.

–Finlandiya’da ise durum tam tersi; ders sırasında hiç öğrenci sesi gelmeyen sınıfların öğretmenleri hakkında soruşturma açılabilir. Fin eğitim sisteminde ders anlatan bir öğretmen yoktur, öğrencilerle birlikte etkinlik yapan bir öğretmen vardır.

Bu 13 madde bile aslında eğitim ve öğretimde ne denli vahim bir durumda olduğumuzu ve yeniliğe ihtiyacımız olduğunu Finlandiya  başarısı üzerinden tasdikler niteliktedir.Elbette Finlandiya’nında  eksileri vardır, maksadım güzelleme yapmak değil ama azda olsa o modelden ülkemize referans alınacak bir şeyler olduğunu gösterme çabasıdır. Finlandiya’nın başarısının sırrı, yeniliğe aç ve açık olan toplumlarına kültürlerini iyi aktarmış olmalarında gizlidir. Eğitim ve öğretim’de  istikrarlı modelleri ele alıp, revize edip kalıcı hale getirmek şuan için en makul yol olsa gerek. Aksi takdir de ‘’Kaybolan Yıllar’’ demeye devam edeceğiz. Toplum olarak aslında yeniliğe açığız,kültürümüzde bu yeniliği besleyecek ve büyütecek kadar derindir.Ülkemizin yeni siyaset kültürü,yeni iletişim tarzı, yeni ekonomi modeli vb. yeniliklere ne kadar ihtiyacı var ise;yeni eğitim kültürü’nede ivedi ihtiyacı vardır. Bu durumda harekete geçmenin tam vaktidir.

Yazımı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle bitiriyorum;

‘’Geleceğin güvencesi sağlam temellere dayalı bir eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür. Kültür; okumak,anlamak,görebilmek,  görebildiğinden anlam çıkarmak,ders almak,düşünmek, anlama yeteneğini eğitmektir .‘’     

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here