Kutuplaşma Gittikçe Artıyor.Dikkat!

0
223

Kutuplaşma kelimesini duyduğunuzda ilk aklınıza gelen anlam nedir? Aslında terminolojik olarak bakıldığında birkaç anlamı olan bir kelimedir. Ama tahmin edeceğiniz gibi ülkemizde bu anlam birkaçtan ziyade teke düşmektedir. Bizim ülkemizde bu kelimenin karşılığı, uzaklaşma, nefret etme, onun sevdiğini sevmeme hatta ötekileştirip, ayrıştırıp, eleştirme ve yermeye kadar uzanır gider,  bitmez. Bu yazımda sizlerle paylaşmak istediğim konu,  çoğumuzun üzüldüğü ama zaman zaman yapmaktan çekinmediği, bazılarının pişman olduğu bazılarının da her defasında başka bir motivasyonla yaptığı kendi tanımımla agresif tahammülsüzlük diye nitelendirdiğim kutuplaştırmayı iki ana başlık altında ele alacağım.

*Ayrı dünyalarda ve ayrı coğrafyalarda yaşıyor olma hissiyatı (Ayrı dünyaların insanlarıyız)

*Siyaseten görüş farklılığının, sosyal alanda mesafeye yol açması (Farklıyız ama birbirimize saygılıyız?)

Yukarıda iki ana başlık altında yapmış olduğum basit ama önemli tespitler en açık ve yalın haliyle yabancı olmadığımız çoğu durumu bize anlatmada ve bu durumları okumamızda yardımcı olacaktır.  Daha sert ve uzlaşıdan uzak anarşist ve bölmeye odaklı düşünce yapılarından çıkan  ve kutuplaştırmaya  değnek görevi görecek hatta refakat edebilecek tespitlerden kaçındım, paylaşmadım.

Ayrı dünyalarda ve ayrı coğrafyalarda yaşıyoruz, bu tespit gerçekten doğru mu?

Evet, üzülerek belirtmek isterim ki doğruluk payı çok yüksek. İzlenimlerimde ve değerlendirmelerimde hemen hemen her mecrada birinin ak dediği şeye, diğerinin kara demesi ışık hızıyla oluşmaktadır.  Tepkisel ve refleksel çıkış en olağan ve makul seviyeden maksimum seviyelere çıkmıştır. Kendimize şu soruyu sormalıyız: Nasıl oluyor da aynı ülkede hatta aynı ilde yaşayıp, aynı gökyüzüne bakıp, aynı yaşam standartlarına sahip olup birbirirmizden bu kadar uzaklaşabiliyoruz ve tahammülsüz olabiliyoruz?

Siyaseten görüş farklılığımız, sosyal alanlarda aramızı açıyor mu?

Bırakın ara açmayı adli vakalara yol açar hale gelmiştir. Kahvede okey ıstakasını tartıştığı farklı görüşteki arkadaşının kafasına geçiren emekli amca, cafede nargile şişesini kendi görüşüne ikna edemediği arkadaşına vuran öğrenci kardeşim, evde tv kumandasını ‘’bıktık artık şu siyasetçilerden değiştir şu kanalı’’ dedi diye karısına fırlatan işçi abim, bu örneklerden sadece birkaçı. Neyi, niçin ve neden yaptığımızı fark etmemiz ve eylemlerimizi sorgulamamız devamında ise özeleştiri yapmamız,  belki de bu soruna çözümde bir pusula görevi görecektir.

Bu tespit ettiğim kronikleşmeye doğru yol alan sorunlarla yüzleşip artık tedavi aşamasına geçmemiz gerekmektedir. Değişen dünya düzeninde ülkemizin de belli düzeyde bir yere sahip olması için önce kendi içimizde sonra evlerimizde kutuplaştırıcı davranış, dil, eylem ve söylemlerden uzak durup birleştirici bütünleştirici ve eğitici tutum ve üsluba yönelmeliyiz. Temel eğitimin aile tedrisatından geçtiğini asla unutmamalıyız ve aile bilincini her alanda her mecrada anlatmalıyız. Evlerden, mahallelere,oradan ilçelere, illere, ardından tüm ülke geneline yayılan birleştirici ve gönülleri fethedecek eylem, söylem ve davranış ilkelerini tekrardan hayata geçirip sürdürülebilir olmasını sağlamalıyız. Bu ülke insanı sahip olduğu kudreti gerektiği zaman göstermekten kaçınmamıştır. Umutların hep var olduğu bu güzide coğrafyanın gönlü güzel insanları da kutuplaşma ve ayrışma konusunda gerekli özeleştiriyi yapıp, hataları görüp üstüne düşen görevi yapmaktan kaçınmayacaktır.

Yazımı bu topraklara mal olmuş gönül insanı,  Derviş Yunus Emre’nin sözleriyle bitiriyorum;

‘’Biz gelmedik dava için,

  Bizim işimiz sevda için,

  Dostun evi gönüllerdir,

  Gönüller yapmaya geldik.’’

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here