İslam Alemi Derin Uyku Halinde

0
213

İslam alemindeki gerilemenin herkese göre farklı nedenleri mevcuttur ,bu tartışma onlarca yıldır sürmektedir ,bana göre gerilemedeki ana neden rasyonel aklın gündelik hayattan çıkmasıdır. Rasyonel aklın dışlanması İslam alemini teknik ilerlemenin dışında tutmuştur. Ülkemizde yıllardır tartışılan laiklik kavramı işte tam da bu noktada önem kazanmaktadır. Bana göre rasyonel aklın gündelik hayatta pratik kılınması laiklikle mümkün olacaktır. Laiklik İslamın yerel ihtiyaçlarından ve iç çatışmalarından doğmuş olan mezheplerin diyalog içinde yaşamasının da bir güvencesidir.

Türk İslam anlayışında tasavvufun yeri ayrıdır,Türk kültürünün ulviliği,insan sevgisi,doğayı algılayışı bu tasavvufi boyutla zenginleşir ve bu tasavvufi boyutla İslam modern hayatla uzlaşabilir. Bu ikisinden doğacak sentez İslam dünyasını 21. yüzyılda layık olduğu mevkie taşıyacaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik modeli bunu bir anlamda gerçekleştirmiştir. Birileri tarafından ceberrut hale getirilen,vatandaşın inançlarını bile yaşamasına engel olan anlamdaki laiklik anlayışı elbette ki vurgulamak istediğimiz değildir. Bütün vatandaşların özgür iradeleri ile istediği her inancı yaşayabilmesinin sigortası olan laiklik anlayışından bahsediyoruz elbette.Türkiye’de maalesef hiç bir konu derinlemesine incelenmiyor,araştırılmıyor böyle olunca da herkesin her konu ile ilgili kendi yorumları oluyor ve sonra da çatışmalar haliyle kaçınılmaz oluyor. İslamın Osmanlı İmparatorluğu’nda ulaştığı form asıl konuşulması gereken konuların başında gelmektedir. Osmanlı,İslamı Avrupa’nın içlerine taşımış;Osmanlı ile İslamiyet zirveye taşınmıştır. İslam Arap dünyasında etkisini yitirdiği aşamada Osmanlı İmparatorluğu ile yükselmiştir. Bir anlamda İslam Türklükle,Türklük de İslamla farklı bir değer kazanmıştır.İslamı Arap milliyetçiliğinden kurtarmak ve daha evrensel bir hale getirmek İslamın hak ettiği değeri alması açısından son derece önemlidir.

Atalarımızın İslam dairesine girmeden önce de İslamın amaçladığı ahlakı taşıdıkları,hanif (İslama bağlı kimse) çizgisinde bulundukları sabittir. Türklüğün İslamiyeti kabulü Ortadoğu ve Kuzey Afrika kavimlerinde görüldüğü gibi kesin bir askeri yenilgi ve tabiyet sonucu değildir.

İslam Devleti’nin Emevi Hanedanı yönetiminde sevgi,adalet,kardeşlik,eşitlik,özgürlük ilkelerinden ayrılarak Kur’an’ın özüne,yüce peygamberimizin öğütlerine aykırı şekilde Arap ırkçılığına dayalı bir istibdat idaresi,zulüm ve talan imparatorluğuna dönüştüğü;Emevi tiranlarının Peygamber ailesini,ehlibeyti yok etmek için cinayet işlemekten de çekinmedikleri bilinmektedir. İslam dairesine girmeden önce de özgün bir milli kültüre,güçlü bir devlet geleneğine,cihangir imparatorluk deneyimine sahip bulunan Türkler,Emevi Arap saldırısına şiddetle karşı koymuşlardır. Türk müslümanlığında cennet beklentisinden,cehennem korkusundan çok Allah aşkı,yaradana duyulan sonsuz sevgi sebebiyle yaratılanı kapsayan hoşgörü belirginleşir. Abdülkerim Satuk Buğra Han,Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmut,Pir-i Türkistan Hoca,Ahmet Yesevi bu şuur ve ülküyü temsil ederler. Örneğin Türkistan Türklüğünün gönlünde taht kuran Hoca Ahmet Yesevi Divan-ı Hikmet ile günümüze kadar erişen gönülleri aydınlatan manevi bir meşale olmuştur. Talebeleri ondan aldıkları Allah aşkı ve görev duygusuyla ile Türklük şuurunu Türk toplumlarının yayıldıkları,yerleştikleri,yurt edindikleri alanlara taşımışlardır. Hoca Ahmet Yesevi’nin tutuşturduğu meşaleyi taşıyanlardan biri Anadolu’nun manevi fethinde Türk kimliğinin kurulmasında,korunmasında büyük emeği geçen Hacı Bektaşi Veli’dir.

İslam intişar sürecinde evrensel etki gücüyle kısa zamanda geniş bir alana yayılmış ve büyük bir dünya dini olmuştur. İslam hayat ve yayılma alanında şekillenen özgün islam medeniyeti insanlığa yeni bir gelişme ufku açmış,İslam toplumlarına Avrupa-Asya-Afrika kara blokunun ve iç denizlerinin;Eski Dünya’nın büyük bölümünde  hakimiyet kurma ve 17. yüzyılın bitimine kadar siyasi üstünlüklerini koruma yeterliliği kazandırmıştır.Ancak Güneydoğu Avrupa’da ,Akedeniz’de yenilip çaresizliğe düşen Hristiyan Batı’nın 15.yüzyılın bitiminden önce İberik yarımadasında Endülüs İslam Devleti’ni ve toplumunu tasfiye ederek,okyanuslara açılmak ,sahipsiz yeni kıtalara rakipsiz şekilde el koymak,açık denizlerde ve okyanus yollarında denetim tekeli kurmakla dünyanın paylaşım şeklini ve kuvvet dengelerini kökünden değiştirme imkan ve insiyatifine erişmiş olduğu da unutulmamalıdır. İslamın eski dünya coğrafyasındaki siyasi üstünlüğü ve etkinlik alanının genişlemesi ise İslam toplumlarının medeniyet planında duraklaması ve Türk gücünün yıpranması yenik düşmesi ile sona ermiştir. Batılı güçlerin İslam toplumlarının kalkınma ve gelişmelerini önleyen olumsuz etkileri,yıkıcı tertipleri,İslam milletlerinin bugünkü durum ve seviyelerinde ağırlıklı bir menfi faktör oluşturmaktadır. İslam aleminin koruyucu önderliğini yüklenen ve bu görevi bin yıla yakın bir süre kendini feda edercesine tek başına sürdüren Türk milletinin ise en ağır zarara uğradığı ve Hristiyan milletlerin en yoğun ve sürekli husumetine hedef olduğu sabittir.

Ancak İslam aleminin,bütün Müslüman milletlerin bilim ve teknolojide,bilgi üretim yayımında,eğitimde,iktisatta,teşkilatlanmada,siyasette,medeniyet planında duraksamasının,geri kalmasının,yenik düşmesinin asıl sorumlularının bu toplumların aydınları,yöneticileri,ulema ve ümerası oldukları unutulmamalıdır.Yenilen İslam dini ve bu dinin amaçladığı temsil ettiği değerler değil,İslam toplumlarının kurdukları medeniyetlerdir.Yenilgi bu medeniyetin kireçlenip donmasından kaynaklanmaktadır.Kireçlenmenin,donmanın,gelişmenin duraklamasının,rakip toplumların medeniyetlerin gerisinde kalmasının sebebi de İslam toplumlarının Kur’an’ın mükerrer ikazlarına rağmen,Allah’ın insana en büyük lütfu,ödülü olan aklı itibarsızlaştırması,hayatından dışlaması,dünyevi görev ve sorumluluklarını idrak ve ifa etmeden dünyaya küsmesi,dünyayı dışlamasıdır. Bugün Türkiye’de 200′ e yakın üniversite var kaç üniversitemiz çağdaş üniversite sayılabilir? Kaç üniversitemiz uluslararası alanda başarısı ile tanınıyor? Hangisi ilmi ve teknik gelişmeye,bilgi üretimine kayda değer bir katkıda bulunabilir? Maalesef saydığımız bu özelliklere sahip üniversite sayımız bir elin beş parmağını geçmez! Bizde yoksa Cidde’de,Riyad’da,Bağdat’ta,Şam’da,Kahire’de,Tahran’da böyle bir üniversite var mı? Maalesef buralarda da yok. Biz aynı anda maalesef iki ciddi hastalığın rahatsızlığını çekiyoruz. Medeniyetimiz kireçlendiği,donduğu için anemiye(kan kaybı) maruz kalmıştır. Kanlı canlı görünen hakim medeniyetten kan almaya mecbur kaldık. Bu kanın frengili,aidsli olduğunu dikkatten kaçırdık.Şimdi anemi devam ediyor,hasta medeniyetin rahatsızlıklarıda  bulaştı. Her iki rahatsızlığı yenecek yeni değerler,antikorlar üretmeyi maalesef başaramadık.

Yunus Emre’miz:

Biz sevdik,aşık olduk

Sevildik maşuk olduk

Her dem yeni doğarız

Kim bizden usanası

diyordu. Yaradandan da ,yaratıcılıktan da uzaklaştık. Yüzlerce yıl boyunca yeniden doğmadık,yapıcı,yenileyici olmadık,gelişmeyi durdurduk,gördüğümüzü tekrarladık.İslam alemi çok uzun zamandır uyku halinde maalesef.Sadece İslami,manevi değerler değil,medeniyet planında bilim ve teknolojide geri kalmak ve yenik düşmekle İslam milletlerinin bağımsız devlet hayatları ve varlıkları da tehlikeye düşmüş bulunuyor.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here