İki Kıtalı Şehrin Surları,İstanbul

0
50

İstanbul kendi çanağına sığmayan bir dünya şehri ve zenginlikleri kadar taşıdığı kültürlerlede yüzyıllardır dünyanın en gözde ve gizemli şehirlerinin başında gelir. Birçok medeniyetin beşiği olmakla birlikte, bir tarih varsayımına göre,kavimler göçünde Afrika’dan çıkan insanoğlu Asya üzerinden Anadolu’ ya gelmiştir ve, İstanbul’ da ilk yerleşimini Anadolu yakasında yapmıştır. Rivayet odur ki iki yer seçilmiş,biri Üsküdar diğeri de bugün Fikir tepe dediğimiz bölgedir. Geçtiğimiz yıllarda Beşiktaş ilçesi metro kazısında bulunan bazı kalıntılar bu konuda ipuçları vermekle beraber gerçek tam aydınlatılamamıştır.Acaba bu insanlar bir yolunu bulup Boğaz yoluyla Üsküdar dan Beşiktaş’a geçtiler mi ? Çocukluğumda hatırladığım sözlerden biri;Anadolu yakasında oturanlardan duyduğum ben İstanbul’a iniyorum sözüdür. Bu söz İstanbul’da birçok yerde kullanılmaktaydı. Bugün İstanbul’un ilçesi olmuş bir çok semt geçmişte İstanbul’un köyleri olarak geçmekteydi. İstanbul dediğimiz alan Suriçi diye isimlendirilen alandı.

 

İstanbul’un surları ilk olarak, Sarayburnu’nda Ligos adlı küçük köy varken inşa edilmiş ve tarih boyunca genişletilmiştir. Surlara en  büyük katkıları ise Roma imparatorları Konstantin ve Theodosius yapmıştır. Zaman içerisinde ihtiyaçlar çerçevesinde kapılar ve burçlar eklenmiş, yeri geldiğinde ise deniz tarafına da duvarlar örülmüştür. İstanbul surlarının toplam uzunluğu yaklaşık 22 – 23 kilometredi,kara  tarafında 8 km, Haliç tarafında 6 km ve deniz tarafında 9 km civarındadır. İstanbul surlarının klasik ortaçağ surlarından en büyük farkı, aynı zamanda estetik kaygılarla inşa edilmiş olmasıdır. Roma askeri ve şehir mühendisliğinin muazzam bir  örneğidir. Surların yapımında; Malta adasından getirilen özel kum, belli bir ısıda pişirilmiş tuğla, sağlam kaya parçaları kullanılmıştır. Surlarda büyük taşlara baktığınızda, birtakım işaretler görebilirsiniz: Haç, yıldız, çiçek motifleri ve hatta yazılar bulunmaktadır. Bu simgelerden yola çıkarak, surların yapımında kullanılan bazı taş bloklarının, başka yapılardan sökülerek burada kullanıldıklarını düşünebiliriz. Ortaçağ’a kadar bir kenti savunmanın en iyi yöntemi;  adına sur denilen, üst üste binen duvarlar inşa etmekti. Kent, yüksekliği 10 metreyi geçen bu duvarlarla çepeçevre sarıldığında kenti savunan 5 bin asker, 100 bin 150 bin askere karşı büyük bir dirençle savaşırdı Ortaçağ’ın en güçlü  sur sistemine İstanbul sahipti. İstanbul’un etrafını kesintisiz bir hat boyunca 19,5 kilometre dolanan bu surların 400’e yakın kulesi ve 45 kapısı vardı. Kara, deniz ve Haliç olmak üzere üç bölümden oluşuyorlardı ve her bir bölümün kendine göre bir savunma şekli vardı. Mesela surların en güçlü olduğu bölüm Kara surlarıyken en güçsüz olduğu bölüm deniz ve Haliç surlarıydı. Bu surlarda deniz zaten önemli bir savunma yapısı oluşturduğundan 8-10 metrelik bir sur yüksekliği bu alanları korumaya yeterli oluyordu. Kara surları için durum biraz daha farklıydı.Kara surları hendek, iç sur ve dış surdan oluşan 3’lü bir savunma sistemi ile çelik gibi korunup;  5632 metrelik bir hat  boyunca Yedikule’den Haliç’e kadar uzanmaktadır.

 

İstanbul Kara Surları

İstanbul’un kara surlarının geçmişi hakkında kesin bilgiler azdır. Roma adına İstanbul’u fetheden Septimus Severus, surları Çemberlitaş hizasına kadar çekerek şehri genişletti. Şehri başkent yapan Büyük Konstantin ise surları (4.yy) daha da geriye çekti: Yaklaşık olarak Yavuz Sultan Selim tepesine hizasına… Nihayet 5.yy’da İmparator 2.Theodosius surları bugünkü sınırlarına getirdi. Yüzyıllarca birçok saldırıya direnen surların “Theodosius Surları” olarak anılmasının sebebi budur.

Kara surları, tüm yapı içerisindeki en sağlam ve en güçlü kısımdı. Burası, öndeki 1 sıra küçük ve arkada 1 sıra büyük olmak üzere 2 sıra sur yapısından oluşuyordu. İlk sur yapısının önünde derin ve geniş hendekler vardı. Kara surlarının bu denli karmaşık yapılmasının nedeni, yüzyıllar boyunca saldırıların en çok buradan gelmiş olmasıdır, bundan dolayı buranın savunması çok daha önemliydi. Kara tarafındaki surların uzunluğu 5.600 metre idi.

Ön surlar ortalama 8 buçuk metre yüksekliğe ve 2 metreye yaklaşan kalınlığa sahipti. Arka surlar ise 14 metre yüksekliğe ve 5 metrelik kalınlığa sahipti. Yukarıda bahsettiğim hendeklerin 20 metre genişliğe ve yer yer 5 ile 8 metre arasında derinliğe sahip olduğu tespit edilmiştir. Her 60 metrede bir kuleler inşa edildiği biliniyor. Bu kulelerin, surlardan ortalama 2,5m – 3m daha yüksek oldukları biliniyor. Dışa doğru da 5 metreyi bulan taşkınlıklar vardı.

 

Haliç Surları

Haliç surları  2.Theodosius döneminde inşa edildi. O devirde 6.200 metre olan surlardan bugün maalesef pek bir yapı geriye kalmamıştır. Burası fetihten sonraki yıllarda yerleşim yeri, ticaret merkezi ve sandalların yapıldığı bir alan olarak kullanılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ise Haliç’in bu yakası, fabrikaların ve atölyelerin kurulduğu bir mekan olmuştu. Kara Surlarından daha alçak olan Haliç surlarında, ok atmak için özel bölümler vardı. Haliç’e çekilen meşhur zincire de güvenen Romalılar, burayı tek sıra sur ile kapatmıştı.

Marmara Surları

Deniz surları olarakta adlandırılan Marmara surları, diğer surlardan daha sonra inşa edilmiştir. Buradan bir saldırının gelmesi ihtimalinin zayıf bir ihtimal olduğu düşüncesi hâkimdi anlaşılan. Marmara Denizi’nin kuvvetli akıntıları ve bu gölgede esen güçlü rüzgarlar düşman donanmalarına oldukça güçlük çıkardığı için bu surlar diğer surlara göre daha sağlam ve güvenlikli bulunuyordu.Bilindiği kadarıyla Arap donanmaları burada sırf doğa olayları nedeniyle etkisiz kalmıştı.  Kartaca’nın düşmesinden sonra artık denizlerden de ciddi tehditlerin gelebileceği kavrandı ve buradaki yığma taşlar gerçek manada bir sura dönüştürüldü. Muhtemelen yaptıran da yine Büyük Konstantin idi. Marmara surlarının 8.200 metrelik güzergâhında yer yer iç limanlar yer almaktaydı. Denizaltı geçiş tünelinde çıkan kalıntılar bunun en güzel göstergesidir.

 

Kapılar,

İstanbul sur kapılarının sayısı hakkında birçok kaynakta farklı görüşler vardır. Bunun en büyük nedeni,yüzyıllar boyunca sürekli olarak bazı kapıların örülüp, yerlerine yenilerinin açılmış olmasıdır. Buna karşın kapıların hangi dönemde nasıl kullanıldığı net olarak biliniyor. Konstantinopolis’in başkent olduğu günden, Roma’nın yok olduğu güne kadar İstanbul’un sur kapıları geceleri kapatılıp, gündüzleri açılmıştır. Fatih Sultan Mehmet’ in fethinden sonra ise buna pek gerek görülmemiştir. Bilindiği kadarıyla Sultan 2.Mehmet, bizzat kendisinin belirlediği 27 kapıyı olduğu gibi tutarken, geri kalanlarını kapattırıyor. Kapıların sayısı konusunda değişik bilgiler vardır.

İstanbul için söylenecek elbette çok şey vardır,ben yazımı şairin şiirinin ilk dörtlüğü ile bitirmek istiyorum.

İstanbul sevgisidir kanımdaki dolaşan
Medeniyet özüme yansıtılan kotası
İki yakanın sihri genimdeki dolaşan
Her görüntü cevahir, aydınlıktır rotası…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here