Futbol ve Politika

0
110
Silvio Berlusconi visita la nuova sede del Milan con in mano la maglia numero 1 accompagnato dalla figlia e Ad rossonero Barbara Berlusconi, Milano, 6 giugno 2014. ANSA/MOURAD BALTI TOUATI

Bugün küresel anlamda futbolun etkileşim içinde olduğu kavramlardan bir tanesi de politikadır.  Binlerce insanı bir araya getiren bu sihirli oyun, tarihinin hemen hemen her devresinde, az ya da çok, hep bir şekilde farklı güç odaklarının gözdesi olmuştur.  Kimi zaman siyasi propagandalarda, kimi zaman ise tribünlerin iktidarlara olan muhalifliklerinde dışa vurumuna aracı olmuştur.  Oyunun tarihsel seyrine baktığımızda, futbolun aslında hiçbir zaman hükümetler, iktidar ilişkileri ve siyasi oluşumlardan tam anlamıyla bağımsız olmadığını görebilmekteyiz. Futbol, kitleselliği ile aslında fazlasıyla politik bir oyun.

Bir yandan takım, renk, taraftar ve kulüp özelinde kitleleri birbirinden ayırırken diğer yandan da birleştirici bir misyonu var.  Futbolun; politika ve ideoloji arasındaki bu karmaşık ilişkisinde, oyunun içindeki meşru rekabet ve kitlelerin renklere olan gözü kapalı bağlılığı tam da siyasetin istediği cinsten aslında.  Özellikle siyasi bilincin az geliştiği ülkelerde futboldan daha güzel bir yatırım alanı yoktur politikacılar için.

Dünyada futbol kulüplerine sahip olup daha sonra siyasete atılan kişi sayısı oldukça fazladır, bunların en bilineni İtalya eski Başbakanı Silvio Berlusconidir.  1986 yılında İtalyan takımı AC Milan’ı satın almıştır.  Milan büyük başarılar kazandıktan sonra, Forza Italia adındaki partisini kurarak siyasete girmiştir ve İtalyan tarihinin en uzun süreli hükümetinin başında Başbakan olarak kalmıştır.  Politikacıların futbol kulübü satın alması ya da futbol kulüpleriyle yakın ilişkiler kurmasının alışılageldiği günümüzde, futbolcu da olabileceklerine dair bazı örnekler de mevcut.

En yakın zamanlı örneği Ağustos 2013 tarihinde Bulgaristan eski Başbakanı Boyko Borisov 2.Lig ekiplerinden FC Vitosha Bistritsa ile profesyonel sözleşme imzaladığında Bulgaristan futbol tarihinin de en yaşlı futbolcusu unvanını almıştır.

Futbolun; ideolojisiz, amaçsız, apolitik bir spor faaliyeti olduğunu söylemek hem oyunu fazlasıyla basite indirgemek hem de politikanın etki ve faaliyet alanını sınırlandırmak anlamına gelir. Toplumları yönetme sanatı olan politika tarihin her döneminde kitlesel olan faaliyette varlığını ve kontrolünü hissettirmek istemiştir. Bu kimi zaman geleneksel bir kutlama,kimi zaman bir spor müsabakası kimi zamansa popüler bir organizasyondur.  Toplumun her kesiminden bireyler tüm heyecan ve duygusallıklarıyla buradadır çünkü,aynı durum TV başındaki izleyiciler içinde geçerlidir.  Futbol kalbe doğrudan  giden bir kanaldır.  Türkiye’de yerel yönetimlere bağlı, finansmanı doğrudan devlet eliyle karşılanan spor kulüplerinin kurulması, siyasi parti liderlerinin meydanlardaki mitinglerinde o bölgenin futbol kulüplerinin atkılarını takmaları,gündemin futbola yoğunlaştığı dönemlerde tek gecede çıkan yönetmelikler bunun en kayda değer örnekleridir.

1962 yılında dönemin Başbakanı İsmet İnönü’nün kararıyla Vefa ve Altınordu futbol takımlarının ve 1980-1981 sezonunda Kenan Evren’in talebi ile değişen yönetmelikle Türkiye Kupasını kazanan Ankaragücü takımının doğrudan 1. Lig’e yükselmesi,bölgesel barışı pekiştirdiği düşünülen Diyarbakırspor’un 2005-2006 futbol sezonunda küme düşmemesi için verilen kanun teklifleri de futbolun metaforlarıyla zenginleştirildiğinin göstergesidir.  Türk futbolunun geçmişten bugüne uzanan politik bir geleneği de stadyumlara ve futbol tesislerine verilen siyasi şahsiyetlerin isimleridir. Aydın Adnan Menderes Stadyumu, BJK İnönü Stadyumu (ismi değişmiştir), Erzurum Cemal Gürsel Stadyumu, Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu (ismi değişmiştir), İzmit İsmet Paşa Stadı(ismi değişmiştir) gibi…. Bütün bunların yanında kulüplerin ticari işletmelerinin bürokratik gereksinimlerinde,bürokratik gücü olan yöneticiler devreye girmekte,gerek zaman açısından gerekse maddi olarak birçok kolaylık elde edilmektedir. Kısacası futbol ile siyasetin kısa ya da uzun vadede bir ”kazan-kazan” ilişkisi söz konusudur artık.

Sonuç olarak sosyal ve siyasal bilimlerin futbolun gücünü kabullenmesi biraz zaman almış;önceleri birçok düşünür tarafından kayda değer bir uğraş olarak görünmemiştir futbol ve birçoğuna göre zaman kaybından öteye gidemeyen ,Christian Bromberger’in meşhur benzetmesi gibi” dünyanın en ciddi saçmalığı olarak görülmüştür çok uzun süre ama artık futbol çoktan toplumların vazgeçilmez bir iletişim ve sosyalleşme mecrası olmuştur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here