Çöküş Döneminde Osmanlı İmparatorluğu ve Araplar

0
150

Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanları hakkında binlerce yazı yazılmıştır desek abartmış olmayız. Çöküşten herkes birilerini sorumlu tutar ve suçlu arar ,çöküş döneminin en önemli konularından bir tanesi de Araplardır. 1870’lerin ortalarından itibaren iç ve uluslararası bunalımlar iyice yoğunlaşmıştı.Genç Osmanlılar düşüncesinin etkisinde kalan bir grup üst düzey bürokrat,anayasal rejimi reform,canlanma,hatta varoluş için yeni bir ümit olarak görmüştü. Sonunda 1876 yılında Anayasa ilan edildi ve 1877’de birinci Meclis-i Mebusan toplandı. Birinci Meclis-i Mebusan ile başlayıp 1.Dünya Savaşı’nın sonuna kadar olan dönem iyi incelenmeli,araştırılmalı ve gelecek nesillere doğru bir şekilde aktarılmalıdır. Bu dönemi konuşurken hiç şüphesiz İmparatorluk bünyesindeki Araplar konusuda iyi incelenmeli ve araştırılmalıdır.Birinci meclisin iki dönemi süresince ,232 mebusluktan 32’si Araplara aittir.Arap vilayetlerinden,merkeze yakınlıkları ve ticari önemlerinden ötürü imparatorlukla daha iti bütünleşmiş olan Halep ve Suriye nüfuslarına oranla biraz daha fazla temsil edilmişlerdi.Arap mebuslar Meclis-i Mebusan’ın en genç üyeleri arasındaydı,aralık 1877 ‘de meclis ikinci kez toplandığında Halep’ten gelen Nafi El Cabiri 29,Beyrut mebusu Halil Ganem 32,İstanbul’a gitmek için Kudüs belediye başkanlığını bırakan  Yusuf Ziya El-Halidi ise 35 yaşındaydı. Halidi meclistede ilginç bir çıkış yapmış ve en yaşlı olanın değil en yetkin olanın meclis komitelerinde lider olması gerektiğini öne sürmüş,gençlerin daha iyi eğitim aldıklarını,liberal ve anayasal fikirlere,modası geçmiş düşüncelere sarılan yaşlılardan daha açık ve eğilimli olduklarını da eklemişti.

Arap mebuslarını birleştiren ve onları diğerlerinden ayıran açık seçik bir ortak çıkar ya da bir Arap görüşü yoktu.Kendilerini bir bütün olarak imparatorluğun temsilcileri diye algılamış,bunun ötesinde doğrudan doğruya seçildikleri yörelerle ilgilenmişlerdi. 1878 baharında meclis feshedildikten sonra  tehlikeli addelidilen on kadar mebusun İstanbul’u terk ederek memleketlerine dönmeleri emredildi. Bunların yarısı Arap vilayetleri mebuslarıydı. Mecliste komite başkanları genç üyeler olmalı diyen Yusuf Ziya tehlikeli olarak görülen mebuslar arasındaydı. Arap mebusların etnik ayrılıkçılığı kışkırttıkları için tehlikeli sayıldıklarına dair bir emare yoktu,mebuslar tek tek ya da grup halinde eleştirilerini belirtirken etnik ya da milli terimler kullanmamışlardı,özerklik arzusu içinde olmamışlardı.

Arap vilayetlerinin imparatorluğun idari merkezine olan uzaklığı ve geniş göçebe nüfusları merkezileştirme politikalarının uygulanmasını zorlaştırıyordu. Bu yüzden İstanbul en yetkin yöneticilerinden bazılarını bu vilayetlere vali olarak gönderdi.Yine Tanzimat sırasında devlet Arap vilayetlerindeki askeri varlığını da kuvvetlendirmişti.Sultan Abdülhamit Arabistan’daki Osmanlı hakimiyetini genişletmeye devam etti.Arap vilayetleri resmi kayıtlarda Avrupa ya da Anadolu vilayetlerinin önüne geçerek ilk sıraları almış,valilerine de daha yüksek maaşlar bağlanmıştı.İmparatorluğun 1850’lerden başlayarak 1916’ya kadar zayıflaması bazılarının bağımsızlık fikrine sarılmalarına yol açtı.Daha 1858 yılında Halep’teki İngiliz Konsolosu kentteki ayrılıkçı eğilimlere ilişkin Londra’ya bir rapor yollamıştı.Bu tarz fikirler artmakla beraber geniş halk kitlelerinden destek görmemişti.Siyasi huzursuzluk Suriye’den öteye geçmemişti.Hristiyanların faaliyeti vilayetin kıyı kesimlerinde sınırlı kalmış,hatta Şam’da bile Müslüman eşrafı ortak bir eyleme çekecek güce ulaşamamışlardı.Önde gelen bir kaç Suriyeli Arabın,Rus savaşı yüzünden Osmanlı Devletinin çökmesi ihtimaline karşı ayrılmayı aklından geçirmesinin milliyetçi bir programla ilgisi yoktu.

Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisindeki Arapları konuşurken ,1899 öncesi kurulan adı İttihad-ı Osmani olan daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alan yapıdanda bahsetmemek olmaz.1896 yılında Türk-Suriye Cemiyeti,Paris’teki İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşti ve Ahmed Rıza’nın önderliğindeki grubun Abdülhamid’e karşı Mısır’daki muhalefetle bağ kurmasına yardımcı oldu. Avrupa’daki Jön Türkler aralarındaki ayrılıkları gidermek ve Abdülhamid rejimine karşı birleşik bir eylem çizgisi oluşturmak amacıyla başlıca kongrelerini 1902 ve 1907’de Paris’te yaptılar,Araplar her iki toplantıya da katıldılar ancak belirli bir çıkar etrafında birleşmemişlerdi. Abdülhamit’in İslamcılık politikası sonucu,bir çok Arabı kişisel hizmetine almış olması sonucu Araplar ayrılıkçı hareketler içerisine pek girmemişlerdi.Abdülhamid’in Jön Türklerle bağlantı kurmak ve onları kazanmak üzere Avrupa’ya yolladığı iki özel elçiden biri Lübnanlı Hristiyan başhafiyesi Necib Malhameydi. Onun seçilmesinde başka bir çok faktör elbette vardı ama Arapların konumlarını göstermesi açısından da önemli bir örnektir. Arap vilayetleri içerisinde Jön Türkler hareketine en çok sempati ile bakan ve destekleyen Suriye idi. Hatta o kadar ki,Avrupa’daki merkez  burada rejim karşıtı bir ayaklanma bile başlatmayı düşünmüştü.Suriye’deki güçlerine karşın Arap siyasi örgütleri 19. yüzyılın sonuna kadar temelde Suriye’nin Osmanlı İmparatorluğu içindeki birliğini yeğlediler. Araplar,1908’e kadar herhangi bir Jön Türk eylem programında çıkarlarına özel bir yer verebilecek bir fraksiyon oluşturmadılar.Jön Türk fikirleri Arap vilayetlerinde genç memurlar,subaylar,ve sürgünler tarafından yayılmıştı. Pek çok Türk gibi Araplarda 1908 Temmuz’undaki kutlamalara çoşkuyla katılmışlardı ancak devrim daha bir buçuk yılını doldurmadan bir Arap muhalefet partisi ortaya çıkmış ve gittikçe daha çok Arap,Jön Türk grubu olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne muhalif olmuştu. Elbette bunun nedenleri incelenmeye kalksa sayfalar dolusu yazı ortaya çıkacaktır. Asıl neden İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin özgüven ve örgütlülükten yoksun oluşuydu. Başkentte ve vilayetlerde gizli bir örgüt olarak varlığını sürdürürken,sosyopolitik bir halk tabakasına ya da imparatorluk çapında örgütlenmiş,disiplinli bir siyasi ağa sahip değildi. Dolayısıyla siyasi iktidara tek başına gelmeye hazır değildi ve kısa sürede halkın giderek artan beklentilerinden ürkmeye başladı. İkinci Meşrutiyet döneminin başında Arap Birliği ve bağımsızlığı için çağrılar imparatorluk dışından geldi ancak Araplar arasında  pek ilgi görmedi. Bu yöndeki hareketlerin merkezi yine Suriye idi. Paris’te yazılan  Reşid Murzan imzalı bildiri imparatorlukta elden ele dolaşıyordu. Osmanlı Devleti sınırları dışından ayrılıkçı entrikalar üremeye devam etse de,Arapların çoğunluğu için yeni anayasa ve meclis ayrı bir mevcudiyet ihtiyacını ortadan kaldırmıştı. Reşid Murzan imzalı bildiriye karşı gösterilen tepki Araplar arasında Osmanlı birliğine inanç duyulduğunu göstermişti.

Araplardan Jön Türk merkeziyetçiliğine karşı ilk ve en kalıcı tehdit dil konusunda ortaya çıktı. Arap vilayetlerinde Arapçanın kamusal alanda edineceği konum,Araplar ile Jön Türkler arasında gittikçe siyasileşen bir anlaşmazlık olmuştu.Türkçe kullanma zorunluluğu merkezi hükümet ile Araplar arasında önemli ve hassas bir konu olarak ortaya çıkmışsa da,Arap siyaseti temelde imparatorluktaki genel eğilimlere uymaya devam etmişti. Jön Türkler döneminde de Araplar Osmanlı Sultanına bağlı olmayı ve İslam İmparatorluğunun ayrılmaz bir parçası olarak kalmayı tercih ediyorlardı ama bu çerçeve içinde adem-i merkeziyetçilik talepleri her zamankinden daha çok ve daha yüksek sesle talep ediliyordu.Aslında daha 1878 yılında Rus orduları İstanbul yakınlarına kadar ilerlediğinde,Suriye’deki bazı Hıristiyan ve Müslüman gruplar ,Suriye’nin bağımsızlığını istemişti.Osmanlı’nın 1912’de Balkan Devletleri koalisyonuna karşı savaşa girmesi,Beyrut,Şam ve Basra’daki bağımsızlık eğilimlerini benzer biçimde alevlendirmişti ve nihayet 1. Dünya Savaşı sırasında Şerif Hüseyin’in İngilizlere karşı Osmanlı hükümetine destek vermenin kendi hanedanın siyasi ölümü olacağını düşünmesi ve imparatorluğun diğer bölgelerindeki parçalanmış Arap seçkinlerinden bazı kesimlerin onu yüreklendirmesiyle Arap İsyanı başlamıştı.Arka planda patlak veren bu isyan,İngilizlerin de aktif desteğiyle,Arap bölgelerinin imparatorluktan ayrılmasın da bir faktör olmuştur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here