Çirkin Binalarla,Tarihsel Geçmişleri Silinen Şehirlerimiz-Bir Örnek;Diyarbakır

0
29

 

***Sedat Sakman tarafından yazılmıştır.

İstanbul çok güzel Nihal… Fakat içinde doğup büyüdüğümüz Diyarbakır daha güzeldir… Oranın topraklarında bize yakınlık var,oranın taşları bize karşı hissiz değildir,oranın havası ciğerlerimizi iftiharla şişirecek ne de olsa temiz, öz havamızdır.Oranın suları ancak bizim hararetimizi söndürebilir.O muhit içinde ancak biz varlığımızı gösterebiliriz. Velhasıl şekerim, Diyarbakır’ı sevmek bir vazife ve hem de ihmal edilmeyecek mukaddes bir vazifedir.

Diyarbakırlı  şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı

DOĞUNUN PARİSİ DİYARBAKIR

Şehirler insanları büyüler.İnsanın doğduğu yer, doyduğu yer kadar önemlidir.Önemsemeliyiz,değer vermeliyiz,değer katmalıyız yaşadığımız şehirlere. Yaşadığımız Anadolu coğrafyası kültür ve medeniyetlerin beşiğidir,tarih ve efsaneler yatar,tanrıların vatanıdır.

Beşikler vermişim Nuh’a

Salıncaklar, hamaklar,

Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,

Anadoluyum ben,

Tanıyor musun ?

 

Bu dizeler  Diyarbakırlı Ahmet Arif’indir ve belki de  Anadolu’yu en güzel anlatan şiirdir.

Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri Diyarbakır’ın muhteşem yapı ve doğa güzelliğidir.Dünden gelen ve yarına ulaşacak bir mirasdır adeta.Bölgede hüküm süren medeniyetlerin, kültürlerin ve dönemin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenerek özgünlüğünü ve 7 bin yıllık tarihsel varlığını sürdüren Diyarbakır Kalesi,surları ve burçları hala orijinal ve özgün kültür varlıkları olarak yaşamakta, Dünya tarihi için önemli bir evrensel miras özelliğini korumaktadır.
Hevsel Bahçeleri, bahçe kültürünün çok önemli olduğu bir coğrafyada yer alan, tarih boyunca halkın kullanımına açık sivil bir bahçe olarak özgün bir değer ortaya koymaktadır. 30’dan fazla uygarlığın izlerini taşıyan bir bölgede 8 bin yıl gibi çok uzun süredir bahçe olarak var olmasıyla, tarımsal değerinin dışında, kültürel ve tarihi olarak da özgün bir yere sahiptir. Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçelerinin yaşamsal işbirliği ve Hevsel Bahçelerinin oluşturduğu peyzaj, kentin varlığını binlerce yıldır kesintisiz sürdürmesinde önemli etkendir. Hevsel bahçeleri Diyarbakır’ın güneybatısında yer alır. Dicle Nehri’nin debisinin azalmasıyla oluşan delta, zamanla verimli bostan ve bahçelere dönüştü. 1960’lı yıllara kadar Kürtçe’de adına “Hoser” denen sık ağaçlıklı bu alan,süreç içinde Hewsel, Esfel gibi adlar aldı.Uzun yıllar şehrin bütün sebze ve meyve ihtiyacı bu bahçelerden sağlandı.Dicle Nehri kıyılarındaki bahçelerde güvercin gübresinden yararlanılarak ünlü Diyarbakır karpuzları yetiştirildi. Kent halkı eskiden Hevsel’in nehre yakın yerlerinde yazları kamıştan ve tahtadan yapılan hüllelerde serinlerdi.

DİYARBAKIR SURLARI ABDULLAH GÜL TARAFINDAN CUMHURBAŞKANLIĞI KORUMASINA ALINMIŞTI.

Dünya’da ,Çin Seddi’nden sonra en uzun sur olması ile ünlenen Diyarbakır Surları,5700 metre uzunluğunda 12 metre yüksekliğindedir ve 700 hektarlık alanı kaplamaktadır. 16 kalesi ve 5 çıkış kapısı olan siyah bazalt surlar, kentin en ilgi çekici yeridir. Ortaçağ askeri mimarisinin örneğini oluşturan bu surlar yazıtlar ve kabartmalarla güzelleştirilmiştir.Diyarbakır surlarıyla Dicle Nehri arasında göz alabildiğine uzanır Hevsel Bahçeleri. Efsanelere, türkülere konu olmuştur.Tarımın anavatanı Mezopotamya’nın belki de en eski tahıl ambarı olduğu söylenir ama Hevsel’in barındırdığı yaban yaşam pek bilinmez. Bu cennet bahçesi,180’den fazla kuş türünün yanı sıra su samuru, tilki, sansar, sincap ve kirpi gibi birçok memelinin de barınağıdır.

Kum apartmanlar!

Dicle kıyısındaki kum duvarında yan yana, üst üste dizili küçük yuvalar karşısında kuşlara  olan hayranlık daha da artar. Kum duvarına oyulu kum apartmanının önünde tam bir mahşer kalabalığı oluşur. Boş olduğunu sandığın delikten bir kum kırlangıcı, yarı gövdesini dışarı çıkararak poz verir.Ürediği, yavrularını büyüttüğü bir yuva sanki mimar elinden çıkmış gibidir. Diyarbakır mucizeler yeridir. Diyarbakır’ı çevreleyen surların doğu kısmında, Dicle Nehri kıyısında, yaklaşık 10 bin dönümlük alana yayılan Hevsel Bahçeleri  antik dönemlerden beri Diyarbakır’ın tahıl ambarı olarak bilinir. Bahçelerde meyve ve sebze de yetiştirilir.Nehrin öbür yakasında uzanan geniş Dicle Üniversitesi yerleşim alanıyla bütünleşen Hevsel Bahçeleri,kuşların göç yolu üzerindedir.

Kum kırlangıcının yanı sıra Hevsel’deki kuş varlığı içinde öne çıkanlar arasında küçük akbalıkçıl, tarla çitnesi ya da tarla kirazkuşu, saksağan, kukumav, yalıçapkını, puhu, kızıl şahin sayılabilir. Kuşlardan başka su samuru, kirpi, sansar, kızıl tilki, yabandomuzu, sincap, kertenkele, yılan ve kurbağa en sık görülen memeli, sürüngen ve yüzergezer türleridir. Fırat kaplumbağası ise tüm dünyada Türkiye’nin güneydoğusundan başlayarak sadece Fırat ve Dicle nehirlerinde yaşıyor olmasıyla özel bir öneme sahiptir. Bu özel kaplumbağa türü, yuvasını Dicle Nehri kıyılarındaki kumullara kuruyor. Kum kırlangıçları ilkbaharda büyük koloniler halinde Dicle Nehri’nin kenarında, kum duvarlarındaki yuvalara yerleşiyor. Yaklaşık altı ay burada konaklayan kum kırlangıçları iki kez ürüyor. Avrasya ve Amerika’da yaşayan 12 santimetre uzunluğundaki kum kırlangıcı, ev kırlangıcına benziyorsa da üst bölümleri siyah değil, çok koyu boz kahverengi oluşuyla ayrılır. İnsan yerleşimlerinden uzak duran bu sevimli kuşları, ilkbahardan itibaren yaz boyunca Türkiye’nin her yerinde; açık arazide, özellikle su yakınlarında görebilirsiniz. Yapılan çalışmayla 180’den fazla kuş türünün yuvası olan  “Dicle Vadisi ve Hevsel Bahçeleri önemli bir göç yolu üzerindedir. Kuşlar hem yazları hem de kışları burada dinlenir;hem barınır hem de yiyecek bulurlar. Bölge çok farklı türlerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek alanlara sahiptir. Hevsel Bahçeleri pek çok kişinin geçim kaynağıdır. Dicle Nehri’yle Diyarbakır Kalesi surları arasında uzanan, yaklaşık 10 bin dönümlük arazinin verimliliği antik dönemlerden bu yana sözü edilen bir konudur. İriliğini güvercin gübresine borçlu olduğu rivayet edilen ünlü Diyarbakır karpuzu da yetişiyor burada; soğan, roka ve marul da. Bir zamanların “insan başı büyüklüğünde” şeftalileri artık yerini kavak ağaçlarına bırakmış olsa da kayısı ağaçları hemen her marul bostanının sınır çizgisi boyunca varlığını sürdürüyor.

Kırklar Dağı’nın Hüznü

Diyarbakır Kalesi’nin yüksek surları, doğuda Mardin Kapısı’nda şehre giriş; Hevsel’e de çıkış verir. Burası tahıl kapısı,sebze kapısı, meyve kapısı, belki hepsini birden kapsayan ekmek kapısıdır.Değil kapıları, Diyarbakır surları daha ortada yokken Dicle Nehri’nin taşkın alanındaki verimli toprak, bu toprağı yurt tutmuş nice kavmin ekmek kapısıydı. Hz. Muhammed’in Mirac’a çıkarken sık ağaçlıklı bir yer gördüğü, “Cennet burası olmalı” dediği rivayet edilir.Orası Hevsel Bahçeleri’dir (Hoser: sık ağaçlıklı yer)…

Türkünün üstüne apartman dikilir mi? Dikmişler.Diyarbakır’ın ünlü “Kırklar Dağı’nın Düzü” türküsünün dayandığı öykü, Hevsel Bahçeleri’ne yaklaşık 40 metre yükseklikten bakan, hallice bir tümülüs görünümlü bu tepeye dayanır. Türkü Süryani Suzan (Suzi) ile Müslüman Adil’in aşkını anlatır. Acıklı öyküye göre çift, kutsal mekânda (Kırklar Meclisi) buluşmayı âdet edinince Suzan çarpılır.Yarı deli kızcağız sonunda bedenini, Dicle Köprüsü’nden Dicle Nehri’nin sularına bırakır. Bunu öğrenen Adil, sevgilisini alan nehir yatağını mesken tutar. “Saçlarıma kumlar doldu/ Tarak getir sen tara”… Belki de  bu öykü Dicle’yle Hevsel Bahçesi’nin kadim sevdasını, insanların dikkatini çeksin diye kişileştirir. Suzan coşup kabardığında Dicle Köprüsü’nün on gözünü de doldurup taşan nehirdir; Adil ise coşan nehrin süzüldüğü, süzülürken saçlarını ağaçlarıyla tarayarak geçtiği vadi.

Dicle Nehri de tıpkı Fırat gibi barajlar ve HES’lerle doldurulur; Hevsel Bahçeleri kurutulup şehre katılır. “Rehabilite”, “rekreasyon”, “ıslah” benzeri sözler Dicle’yi terbiye edilmiş bir süs kanalına döndürdükten sonra istinat duvarları ile çevrilmiştir. Diyarbakır’a has siyah bazalt taşından yapılır bu duvarlar. Yapılaşmaya açılan bu alanlar,çok katlı yapılarla dolmaya başlar.

Kadim zamanlardan beri kutsal alanlar, varlığını yeni kurulan kültür ve inançların simgeleriyle sürdürür. Burada da öyle. Temelinde pagan bir tapınak bulunması kuvvetle muhtemel Kırkşehit Kilisesi’nin yerini “Kırklar Meclisi” alır. Suzan’ı “çarpan” ziyaret buradadır. Sırrını surlarına fısıldayan şehir yolda bulunup sahiplenilmiş bir kedinin öyküsüdür bu. Mardin Kapısı civarındaki evinde yalnız yaşayan adam, kedinin geceleri dışarı çıktığını fark edince bir gece peşine düşer. Mardin Kapısı’ndan çıkarlar; önde kedi, arkada sahibi. Hevsel’i geçip Dicle Köprüsü’nün üstünden Kırklar Dağı’ndaki Kavs Köşkü’ne varırlar. Önde kedi, arkada sahibi “Kediyi gizlice izleyen kahramanımız, bir de ne görsün? Köşk’ün avlusuna giren kedi, birden bire silkinerek insan haline dönüşür. Kendisi gibi değişerek insan olan toplam kırk kişi ile birlikte başlamışlar Diyarbekir’i konuşmaya…

“UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine giren Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri, geleceğe bırakılması gereken ülkemizin önemli hazinelerindendir.

Boşuna demiyoruz artık ülkemizin için gerekli olan Yeni Siyaset Kültürüdür diye. Öyle bir kültür olmalı ki sadece siyaset ile ilgilenmemeli,hayata dair,insana dair her şeyi incelemeli,aksaklıkları gidermeli,onarmalı,yepyeni bir anlayış ile geçmişten gelen mirası koruyarak geleceğe taşımalıdır. Yeni Siyaset Kültürü içinde şehirlerin her biri ayrı ayrı ele alınmalıdır,şehirler tarihsel dokularına uygun olarak geliştirilmelidir.Anadolu gibi yüzlerce medeniyete ev sahipliği yapmış bir coğrafyada tarih bilincinden uzak, pespaye bir anlayışla her yere çirkin çirkin binalar dikmek,sırf rant uğruna geçmişi,tarihi yok etmenin vebali büyüktür.bizden söylemesi.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here