Balkanlar Hakkında Bilinmesi Gerekenler

0
460

Bir şeyin nasıl göründüğü,tanımlandığı ya da anıldığı,yani nesneleri değerlendirme biçimimiz,aslında hemen her zaman yanlış bir bilgiye dayanır ve keyfi bir biçimde ortaya çıkar.İnsanlar sadece öyle olduğuna inandıkları için bu bilgiler kuşaktan kuşağa aktarılır ve sonunda o şöyle özdeşleşir. Tali bir bilgi,o şeyin kendisi olur. Friedrich Nietzsche

Bugün Balkanlar olarak bilinen coğrafyanın,çok eski tarihlerden beri aynı isimle anıldığı sanılır.Oysa iki yüzyıl önce bu bölgeye Rumeli denirdi,yani Osmanlı’nın Bizans’tan fethettiği Roma toprakları. İki yüzyıl önce Balkan halkları diye bir tanımlama da yoktu.Bu coğrafyanın Balkanlar olarak tanımlanması 19.yüzyılın sonunda başlar. Örneğin Ami Boue gibi,bölge hakkında en ayrıntılı ve doğru bilgiye sahip bir bilim adamı bile çalışmalarında ,özellikle de 1840 tarihli La Turquie d’Europe adlı kitabında ,ki bu kitap kuşaklar boyu bu coğrafyayla ilgili temel bir referans kitabı olarak kalacaktı, Balkan toprakları diye bir tanımlama kullanmaz.1880’lerden önce Balkan halkları diye bir tanımlamada yoktu.Rumlar ve Slavlar Ortadoks olarak bilinirdi,yani henüz siyasi bölünmeler ortaya çıkmamış,Ortadoks halkı etnik olarak ayrılmamıştı.Balkanlar,sadece bir coğrafyanın adı olarak değil,aynı zamanda şiddet,vahşet,ilkellik gibi olumsuz çağrışımları olan bir isim olarak kullanılır.1990’larda Yugoslavya’daki savaş,Balkanlar’ın tüm olumsuz çağrışımlarını harekete geçirdi.Avrupalılar bu bölgede ezelden beri etnkik nefret ve din kavgaları olduğunu ve 20. yüzyıldaki bu savaşın da eski düşmanlıkların ürünü olduğunu iddia etti. Aslında şiddeti yaratan Avrupa ulus-devlet formunun biçimlendirdiği etnik köken ve milliyetçilik fikirleridir.

18. ve 19. yüzyıl boyunca Balkanlar yerine kullanılan genel tanım ”Türklerin Avrupa topraklarıydı.

Ama 1880’lere gelindiğinde Osmanlıların bu topraklarda ömrünün çok da uzun olmadığı anlaşılır.19.yüzyılda Yunanistan,Bulgaristan,Sırbistan,Romanya,Karadağ ayrı bir devlet olacak,Osmanlı İmparatorluğu ise gittikçe küçülecektir.İşte bu dönemde bölgeye büyük bir Batılı seyyah ve gazeteci akını olacak,ayrıca propaganda faaliyetleride de başlayacaktır.Bugün kullanılan Balkanlar deyişi bu dönemde yaygınlaşmıştır. I.Balkan Savaşı ile birlikte Doğu Trakya hariç Osmanlıların Avrupa’daki egemenliğine son verilmiştir ve herkes Balkanlardan bahseder olmuştur. Bölgeye ait daha önceki tanımlamaların aksine Balkanlar en başından beri bir coğrafi tanımlama olarak değil,birtakım olumsuz çağrışımlarla yüklü bir kavram olarak ortaya çıkar. Gazeteci Harry de Windt 1907 yılında yazdığı Through Savage Europe (Vahşi Avrupa) adlı kitabında bu bölgeyi bu şekilde tanımlayan isimlerden sadece bir tanesiydi. Ünlü Agatha Christie de 1925 tarihli The Secret of Chimneys adlı kitabında ,kötü adam Boris Anchoukoff’un memleketini bir Balkan ülkesi olarak tanımlıyordu. II.Dünya Savaşı’ndan sonra bu klişelerden bir kısmı etkisini yitirmiş,Soğuk Savaş başladığında da Yunanistan komünist devletlerden ayrılıp Güneydoğu Avrupa ikiye bölününce,Balkan ülkeleri Batı’nın hafızasından silinmişti.Balkan ülkeleri (Yunanistan hariç) komünist Doğu Avrupa’nın en bilinmeyen kısmıydı.

Balkanların tarihinde Nazi İşgalinin etkisi büyüktür.Nazi işgali Balkanlar’da farklı etnik gruplar arasında alttan alta kaynayan gerilimleri gün yüzüne çıkarmaya başlamıştır.Bir kısım azınlık var olan düzeni tersine çevirmek için yaşananları bir fırsat olarak görüyordu. Bu dönemde Hırvatlar ilk defa bağımsız bir devlet kurarlar,bu devlet Mihver Güçleri’nin kuklası olacaktı. Ustaşa diye adlandırılan aşırı milliyetçiler iktidara gelir,Sırplara ve Yahudilere baskı uygulamaya başlarlar,hedefleri Hırvatistan’ı Hırvatların yönetmesidir. Aslında Naziler gibi aryan ırk iddiasına sahip olmasalarda,uygulamaları onları aratan cinsten değildi.Sırp Çetnikler ise Bosna’da Sırp olmayan herkesi ve her şeyi yok etmek amacında olmuşlardır. Bulgarlar Batı Trakya’yı işgal ederler,Almanlar çekildikten sonra bile Balkanlar’da etnik karakterli mücadeleler devam eder ,cin şişeden çıkmıştır artık. Savaştan sonra Tito tek parti hükümeti kurup,1980 yılında kadar Yugoslavya’yı yöneterek, etnik sorunları kontrol altında tutmuştur. Bir ara Bulgaristan,Arnavutluk ve de Yunanistan üzerinde egemenlik kurabilmek için bir komünist federasyon fikrini dahi ortaya atar,daha sonra Moskova’dan kopuş gerçekleşince bu plan hayata geçmez ama federalizm Yugoslavya’yı bir arada tutan ana çimento görevi görür,1990’ların başına  kadar Tito farklı ulusları yan yana getiren oldukça sofistike bir düzen kurmuş hatta  o dönemde ”yeni” uluslar bile yaratmıştı. Kasım 1943’te Yugoslavlar Makedonya’yı ayrı bir federe cumhuriyet olarak bile tanımışlardır.1971 yılında ise Bosna Müslümanları da ayrı bir ulus olarak tanımlanır. Yugoslavya ”ulus” ile ”uyrukluk” arasındaki eski Habsburg ayrımının korunduğu son ülkelerden biriydi.Uyrukluk kategorisinde değerlendirilmesi gereken en büyük topluluk,Kosova özerk bölgesinde yaşayan Arnavutlardı.

1990’larda Yugoslavya’daki savaş,Balkanlar’ı tekrar Avrupa’nın hatta Dünya’nın gündemine getirmiştir ve I.Dünya Savaşı’na ait kötü anıları canlandırmıştır.Batı’nın Balkanlar’daki bu savaşa,insanlık dramına müdahalesine karşı olanlar,bu gelişmelerin arkasında Miloseviç’ten çok geleneksel Balkan kültürü olduğunu düşünüyorlardı.Bu görüşe göre Balkanlar üç büyük dinin kesiştiği yerde bulunduğu için bu bölgede etnik gerilim olması gayet normaldi.Balkanlar’da uygulanan etnik temizlik,Avrupa’daki ulus-devletleşme sürecinin bir parçası değil de,Balkanlar’ın bitmez tükenmez katliam tarihinin yeni bir sayfasıymış gibi görülüyordu,Aslında Balkanlar diğer herhangi bir yerden daha şiddet yüklü bir coğrafya değildi.Hatta Osmanlı İmparatorluğu farklı dil ve din gruplarını pek çok başka imparatorluğa göre daha başarılı bir şekilde bir arada tutabilmişti,imparatorluğun son günlerinde bölgede bulunan Arnold Toynbee,çatışmanın kaynağının bu coğrafyada olmadığını düşünüyordu: Bu topraklara milliyetçilik Batı’dan gelmiş ve komşu halkları birbirine düşürüp katliamlar yaratmıştır,Batı milliyetçiliği Avrupa’dan sonra şimdi de buraya ölüm saçıyor demişti.

Bugün artık Güneydoğu Avrupa’da yaşanan sorunlar ve gelecek perspektifleri geçmişle ilgili değildir.Artık Balkan ülkeleri öyle ya da böyle diğer Avrupa ülkeleriyle benzer sorunlarla karşı karşıyadır. Refah devleti,küresel kapitalizmin yarattığı rekabetçi ortamla uzlaşabilir mi? Güçlü bir ekonomi nasıl kurulur,kurulacak güçlü ekonomi demokrasiyi güçlendirip organize suçları azaltır mı? Bu ve buna benzer soruları cevaplandırabilmek ve geleceğe doğru bakabilmek için bölgenin tarihini iyi bilmek lazım.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here