ACELE KARAR VERME..!

0
205

Atalarımız çok doğru söylemiş vesselam… “Acele bir ağaçtır, meyvesi pişmanlık.” “Acele işe şeytan karışır”.  Atasözleri neden önemlidir? Az kelimeyle karşımızdakilere cevap yetiştirmek için mi yoksa onların derin manalarını anlayıp kendi hayatımıza intibak etmek için mi?  A-sosyal olma yolunu hızlandıran sosyal medya aracının icadı ile atasözlerimiz maalesef kişiliğimizin olgunlaşmasından ziyade karşımızdaki kişilere cevap yetiştirme sanatına dönüştü. Dili kullanabilmek hele hele atasözlerimizi kullanabilmek için öncelik bilgi sahibi olmalıyız. Siyasetin önemli kurallarından bir tanesidir dili doğru zeminde doğru şekilde kullanmak.

Bugünkü yazının başlığından da anlaşılacağı üzere acele ile alınan kararlar sonucunda başarıya ulaşan veya mutlu olanların oranı yüksek midir sizce? Atalarımız boşuna mı söylemiş “Acele bir ağaçtır, meyvesi pişmanlık”, “ Acele ile menzil alınmaz” diye… Günümüz hastalıklarından bir tanesidir hemen her söyleme acele bir cevap vermek, her olay karşısında düşünmeden hüküm vermek.  Siyasetin temel kuralıdır elbette bir konuda görüş beyan etmek; ancak olayları bulundukları zemine, zamana ve yerine göre değerlendirip ona göre söz sarfetmek siyaset üslubunun gereğidir. Günümüzde düşünmeden, akıl süzgecinden geçirmeden karşı atağa geçiyoruz. Atağa geçerken belki de o konu hakkında hiçbir fikir ve bilgi sahibi değiliz. Dedik ya a-sosyal olan sosyal medya sayesinde her bir insanımız her konunun uzmanı oldu. Hepimiz doktoruz, aynı zamanda dış politika uzmanı, aynı zamanda çiftçi, hukukçu ve mühendisiz. Ülkemiz uzmandan geçilmiyor…!

Bir konuda düşüncesizce sarf edilen sözler veya söylemler geriye döndüremeyeceğimiz olayların başlangıcı olabilir. Acele karar ve hüküm vermenin diğer bir hasarı ise kendi kendinizi yalanlamanızdır. Bir konuda verdiğiniz düşüncesizce bir hüküm veya söylem aynı olayın belli bir gelişiminden sonra verdiğiniz hükmünüzü aksi yönde değiştirmenize neden olabilir. Neden mi? Çünkü tepkinizi vermeden önce olay hakkında detaylı bilginiz yoktu, hemen karar verme ihtiyacı hissettiniz, düşünmediniz, aklınıza ilk gelen tepkiyi paylaştınız. İşte böylesi bir durum, siyasette yer alan kişiler için olumsuzluk oluşturur. Böyle bir davranışı alışkanlık haline getirdiğinizde ise size inanan kişiler azalır. İnandırıcılığı azalan kişi ise siyasette görünmez şekle dönüşür.

Çocukluğundan beri aktif veya pasif, bir şekilde siyasetle iç içe biri olarak kimler geldi kimler geçti diyorum. İyi ve hoş hatırladıklarım var, hoş hatırlamayacaklarım ve hiç hatırlamadıklarım var… Döneminde kendince parlak, aktif ve her lafa anında laf yetiştirenleri bugün hiç kimse hatırlamıyor bile. Neden? Çünkü bu tip kişilerin derdi devlet, memleket, insanımız değil; o gün için gündemde olmak, kendilerini kanıtlamaktı işte bizde siyaset yapıyoruz gibisinden… Sonuç ise, hem siyaset kurumuna zaman zaman zarar verdiler hem de kendilerine…  25 yıl geçmesine rağmen hala çocukluğumun tonton dedesi 8.Cumhurbaşkanımız hasretle anılıyor. Söylemleri ve hayalleri hep hatırlanıyor (Sayın Turgut Özal’ı sıklıkla bahsetmemin elbet özel bir nedeni var. Bunu inşallah bir başka sefere anlatırım).

Şöyle bir etrafınıza bakın, daha yakın zamana kadar siyasetin en aktif, bazılarına göre olmazsa olmaz siyasetçileri bugün görünmez haldeler, hatta unutulmaya başlandılar bile. Kişiler, hem eser hem söylemleri ile hatırlanırlar.   “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım” diyen Mevlana’yı unutan var mı? Ya da “Aşkınan çalışan yorulmaz.” diyen Muharrem Ertaş’ı… Bu kişilerin dertleri hiçbir zaman kendilerini ispatlamak ya da ön plana çıkmak değildi. Topluma, insanlara faydalı olmak adına kendilerince en doğru yapmaktı.

Günümüze gelecek olursak, beni en çok rahatsız eden konu ise ülkemizin en değerli varlıkları olan gençlerimizin, en çok bilgi edinecekleri, gözlem yapacakları ve değerlerimizi öğrenecekleri bu dönemlerinde tıpkı büyükleri gibi yanlış hareket etmeleri.  Bir konu hakkında acele karar vermeleri, kendilerini ispatlama adına bir olay karşısında düşüncesizce, konu hakkında bilgi sahibi olmadan acele karar vermeleri… Elbette acele tavır alınacak durumlar da mevcuttur ancak bu acele tavır yine kişinin bilgisi ve tecrübesi sayesinde olur.

En önem verdiğim iki kesim birincisi tüm çocuklar, ikincisi pırıl pırıl gençlerimiz. Evet, bir konu ya da bir görüş taraftarı olabiliriz. Ancak sırf taraftarlarımızı memnun etmek adına acele karar vermek, düşünmeden hüküm vermek gençlerimize zarar vermektedir. Doğru düşünme yetilerine de zarar vermektedirler. Siyasette genç yaştakilere ihtiyacımız olduğu gibi yaşı genç olmayıp genç akıllara da ihtiyacımız var. Yaşı genç olan kardeşlerimiz bu genç akıllıların tecrübelerinden istifade etmeliler. Sonu pişmanlık olan, hemen her konuda acele karar vermemelidirler. Gençlerimiz, bu dönemlerinde çoğunlukla gözlem yaparak, bilgi sahibi olarak ve kendilerini yetiştirerek zaman harcamalılar. Böylece belki sadece ülkemiz siyasetinin değil dünya siyasetine örnek olacak insan zenginliğe erişiriz.

Çin düşünürü Lao Tzu’nun “Acele Karar Verme Hastalığı” öyküsünün sonuç bölümü ile yazımızı noktalayalım:  “Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar, aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”   

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here